KaRDeLeN's profileVUSLAT'A VARIŞPhotosBlogListsMore Tools Help

VUSLAT'A VARIŞ

İNSAN BU ALEME TEK GELİR TEK GİDER YA BALLAR İLE DÖNER YA BOŞ BİR PETEKLE GİDER !!

Custom HTML

 
Müslüman olan Avusturalyalı genç
Yükleyen merve223

Video

 
can yücel -bağlanmayacaksın
by 12xsenos12

KaRDeLeN

Occupation
Location
Interests
Güzel gören güzel düşünür ;`
Güzel düşünen hayatından lezzet alır..

UNUTMUŞUM , AFEDERSİN..

 

-Yalnızım, çok yalnızım.
-Hatırlıyor musun; "çok yakınım ben" demiştim sana, "çok yakın!" Senin sana olduğundan bile yakın. Kendi kendini çağırdığında ne kadar yakından duyuyorsan, ondan da yakınım. Kendinden bir şey istediğinde ne kadar çabuk cevap veriyorsan, bundan daha hızlıyım.
-Doğru. Sen hep yakınsın ama, nedense, ben uzaklardayım. Bana küsmüşsün sanıyorum.
-Öyleyse, secde et ve yaklaş! Alnına dokunacak yakınlığım. Aslında alnına yazılıdır yakınlığım. Araya benliğini koyduğun için, bencilliğini öne sürdüğün içindir bana uzaklığın.
-Yüzüm yok yakınında olmaya. Çok kusurluyum. Günah üstüne günah işledim. Sözüm yok sana sakladığım. Kirli dudaklarım. Yalanlar söyledim, boş sözlere değdi dilim.
- Pişmanlığını görüyorum elbet. İçindekileri yakıcı sızıları duyuyorum. Söylemek isteyip de söyleyemediklerini de özür olarak kabul ediyorum. Yüzünün kızarması bile kabulüm. Bilmiyor musun ki, bağışlamayı seviyorum ve seve seve bağışlıyorum.
-Biliyorum ama yine de unutup hata ediyorum. Gördüğünü göre göre, görmüyormuşsun gibi yaşıyorum. İşittiğini bile bile, işitmiyormuşsun gibi boş şeyler konuşuyorum. Sözümden dönüyorum yine. Utanıyorum. Bağışlar mısın sahiden?
-Dedim ya; bağışlamayı kendime ilke edindim. Hiçbir şeye mecbur olmadığım halde, merhamet etmeyi kendime kural diye yazdım. Affetmeyi her şeyin önüne koyuyorum.
- Ben seni hep yakar diye tanıyorum. Hemen kızıp gazaplandığını düşünerek, korkuyorum, titriyorum. Çarparsın diye keyfimce yaşayamıyorum. Gazabın da var senin.
-Rahmetim gazabımdan önce gelir. Kızmam bile rahmetimin hatırınadır. Ben yakmam seni. Sen ateşe atarsın kendini. Seni senden korumak içindir tehditlerim.
-Yine de korkuyorum. Çok korkuyorum.
-Defalarca ve en önce merhamet sahibi olduğumu hatırlattım sana. Her sözün başında. Her işin eşiğinde. Daha çok, hatırımı saymanı isterdim. Bir hatırlasana; bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey değildin. Eksikliğini kimsenin dert etmediği dönemlerde, seni var kılmak istedim. Kendi yokluğunu kendinin bile fark etmediği yıllarda, seni insan etmeye karar verdim. Şimdi seni en çok sevdiğini söyleyenlerce insafsızca çöpe atılabilecek biçimsiz bir et parçasıydın; sana yüz verdim. Sana yaptığım iyiliğini bilmeni istedim. Hep teşekkür etmeni bekledim.
-Çürüyecekmiş bedenim. Toprağa girecekmişim. Yüzüm eriyecekmiş. İsmim silinecekmiş. Dar bir yere bırakılıp terk edilecekmişim. Bu dehşet içinde nasıl teşekkür etmemi istersin?
-İlk söylemede, anlamamış olmanı anlayışla karşılıyorum, yine söylüyorum. Unutabileceğini bile bile yeniden hatırlatıyorum. Kolayca gözden çıkarılacak, leke diye silinebilecek, kirli ve isimsiz bir damlaydın; seni adam ettim. Yokluğunda seni yakıp yok edebileceğim halde, varlığından niye öç alayım, niye seni önemsiz sayayım? Senin varlığını herkes inkâr ederken ben inkâr etmediğim halde, seni niye unutulmuşluğa terk edeyim? Seni kendime muhatap seçecek kadar önemsediğim halde, niye kurumuş kemiklerini toprakta bırakayım? Seni hiç yoktan yarattığım halde, hiç sebepsiz var eylediğim halde, ikinci defa yaratmakta niye usanayım, niye vazgeçeyim?
- Keşke bunui daha sık hatırlatsan!
-Hatırlasana kuşluk vaktini. Her sabah uyandığında yeniden bulmuyor musun bedenini? Gözlerini açar açmaz, hatırlamıyor musun unuttuğunu kendini? Ayrıca, bir bak yeryüzünü ölümünün ardından nasıl dirilttiğime. Kurumuş çubukları, ölmüş dalları, soğumuş kökleri çiçek çiçek, rengarenk, terü taze tenlerle, sıcacık meyvelerle yeni baştan dirilttiğimi görmüyor musun bugünlerde?
- Unutmuşum, Rabbim, affedersin, çok affedersin. Sen affetmeyi çok seversin!


AYNAYA BAKTIĞINDA KİMİ GÖRÜYOSUN ?

 

 

 

Bütün zamanların en aptalca sorusunu soruyorum dostuma: “Aynaya baktığında kimi görüyorsun?” Sorunun cevabını vermeye kalkmak daha da aptalca olmalı ki. Cevap vermeye yanaşmıyor. Dudak büküp, omuz silkerek: “Elbette ki kendimi...” diyor.

“Beni görecek değilsin ya!” diye teselli ediyorum. “Aynada gördüğünü ‘Bu benim işte!’ diye tanıyorsan, bunun hiç hesap etmediğin bir bedeli var” diye ekliyorum. Yeniden omuz silkiyor, dudak büküyor. Şaşkın ama umutsuz bir ifade beliriyor yüzünde: “Nasıl yani?”

“Aynaya bakabiliyorsan, ‘aynaya bakabilen birisi’ olarak varsın demektir. Unutmuş olabilirsin. Buraya, o aynanın karşısına kolay gelmedin. Hatırlatayım. Doğum gününden sadece bir yıl önce aynada görünen bir insan olmak gibi bir beklentin yoktu. Yıllar sonra aynada kendine bakıp ‘Bu benim işte!’ diyebilmeyi tasarlamış değildin. Üstelik, o sıralar kimseler tarafından var olman beklenmiyordu. Hele de insan olman hiç umulmuyordu. Adın zaten anılmıyordu. Kayda değer bir şey değildin.”

“…”

“Bir bak, nereden nereye gelmişsin? Bugün, önüne ayna koyabilen, aynaya baktığında kendini ‘insan’ olarak tanıyabilen bir insansın. Üstelik yıllardır bu böyle.. Alışmış olabilirsin kendini aynada görmeye. Ama.. Hiç umulmadık bir sonuçla karşı karşıyasın şu anda. Hiç beklenmedik bir zafer bu. Sürprizsin sen sana. Herkesin seni unuttuğu o karanlıkta Biri seni andığı için buradasın. ‘Olsan da bir olmasan da bir’din aslında. Hiç doğmasaydın, şimdi arayıp sormayacaktık bile seni. Yokluğuna yanmayacaktık. Aramızda olmayışına üzülemeyecektik. Bir zamanlar, yokluğun varlığına tercih edilebilirdi. Bak şu işe, tam tersi olmuş! Varlığın yokluğuna tercih edilmiş. Hayret! Çok şaşırmalısın, aynada kendini görebildiğine…”

“Sahi ya, hiç düşünmemiştim…”

“Dur, daha bitmedi. Aynada kendi yüzünü değil de, herkesin yüzü gibi bir yüz görebilirdin. Yani gözleri, kaşları, kirpikleri, burnu, ağzı, yanakları, çenesi, dudakları, kulakları ve saçlarıyla robotlar gibi ‘prefabrik’ bir yüze sahip olabilirdin. Sen yüzüne baktığında herkesin yüzünü görüyor olabilirdin. Herkes yüzüne baktığında senin yüzünü görüyor olabilirdi. Çok özenle yapılmış, çok pahalı araçlar gibi seri numaralarıyla başkalarından ayrılıyor olabilirdin. Yüzün sana ‘özel’ olmayabilirdi. Çok ‘genel’ bir yüz şablonu içinde ‘sıradan’ biri olabilirdin. Oysa, aynaya baktığında ‘özel’ birini görüyorsun. Kendini! Sana bu özel yüzü veren diyor ki, ‘benim güzel kulum, bak seni ne kadar da özel yarattım. Seni kimselere benzetmedim. Kimseleri de sana benzetmem. Bu yüzü senin için sakladım, sadece sana verdim.’ Duyabiliyor musun?”

“Aynaya bakınca kendim diye/bildiğim birini görüyorum. Doğru...”

“Sen herkes gibi ‘sıradan’ bir yüze sahip olsaydın, kimseler seni tanımayacaktı. Seni sevenler herkesi sever gibi sevecekti seni. Sen kimseye aşık olamayacaktın. Herkesin yüzü aynı çünkü. Seni kimse özlemeyecekti. Herkesinki gibi yüzün çünkü. Kimse gidişine de gelişine de aldırış etmeyecekti. Çünkü her yerde senin gibiler olacaktı. Belki de hiç sevmediğim bir katilin yüzüyle karşılaşacaktın aynaya her baktığında. Hepten nefret ettiğin bir zalimin saçlarını tarıyor olacaktın her defasında. Sen zannedilen insanların her yaptığından utanacaktın. Yerin dibine girecektin suçlular ekrana çıktığında. Ne itibarın kalacaktı ne şöhretin. Dahası, her aşamada kimliğini ispatlamak zorunda kalacaktın. ‘Yo, yo, o ben değilim!’ diye polisten kaçtığını düşünsene. ‘Hayır, vallahi o iğrenç işi yapacak biri değilim!’ diye yalvardığını hayal etsene en sevdiklerine bile.”

“… Ne diyeceğimi bilemiyorum. Acaba barkodlarla mı gezerdik her yerde? Eşimize her akşam seri numaramı göstermek zorunda mı kalırdım?”
“Doğrusu, bu kadarını hayal edemiyorum ama.. Sen yine de benim sorumu bir kez daha cevapla…”

Soruyorum: “Aynaya baktığında kimi görüyorsun?”

“Kendimi görüyorum, çok şükür…”
Omuz silkmek yerine derin bir nefes alıyor bu defa. Dudak bükmektense derin bir minnettarlıkla konuşuyor.

 

        Senai Demirci

HAYAT VE BEN

 

Otuzuma    bastım geçen hafta...

İlk yarı bitti: Hayat: 1... Ben: 0...

Ama belliydi böyle olacağı... Nicedir başlamıştı belirtiler:

Yolda çocuklar "Abla şu to­pu atıversene" diye seslendik­lerinde kuşkulanmıştım ilkin...

Sonra saçlarımdaki beyaz tel­ler tescilledi yarı yolun ufukta göründüğünü...

Baktım, çocukluk fotoğraflarım sa­rarmış,  arkadaşlarım yaş­lanmış.

Eş dost sohbetlerinde sağlık ve çocuk konuşulur ol­muş... seyahat ve aşk yerine...

Gök gibi gürlemeye alışkın müzik setimin ses düğmesini kısar olmuşum, içindeki uçurt­manın ipini cekercesine...

"Bizim zamanımızda" diye başlayan nu­tuklar atmaya başlamışım mezuniyet törenle­rinde

-hayret! daha dün değil miydi benimkisi?

Yıllar yılı dudak büktüğüm 'ölümden son­ra hayat masalları' na kulak kabartmaya baş­lamışım gizliden gizliye...

İple çektiğim haziranlara sırt çevirmişim.

Yaşamın orta sahasına girmişim... irkilmişim...

 

* * *

 

Ruhumun ikizleri yine çekiştiriyorlar kol­larımdan.

Biri, "Daha ne gördün ki" diyor yüzünde papatyalarla; "Asıl şimdi başlıyor hayat,..! Bundan sonrası rahat!"

Lakin, "Buydu işte görüp göreceğim" diye efkarlanıyor öteki... "2. yarı geçer hızla/yaşla­nırsın zamanla..."

Yaşı genç olanlar 30'a uzak durduklarını sanarak, "sahi oldu mu o kadar? Hiç göstermiyorsun" tesellisindeler...

30'la çoktan tanış olanlarsa "hayata hoşgeldin" pankartıyla karşılamadalar... ilk yan sa­dece bir ısınmaymış meğer: Asıl ikinci yarıda anlaşılırmış tadı, hayatın... kavganın... aşkın...

Bense şaşkın...

Devre arası bilancolarındayım:

Son dönemde, kimbilir kaç eski anıyı yaralı ele geçirdim, belleğimin derinliklerinde..?

Kimbilir kaç kez kendime yakalandım, kendimden kaçarken...

ve sustum vicdan sor­gularında... Aksi sedamla bile dertleşmedim.

Meğer ne yaman serüvenmiş hayat?

Bazen yediveren gülleri gibi bereketli...

Sanki hayat değil, Körfez Krizi mübarek: Bir koyup, beş alıyorsun...

Yaşıyor, seviyor ve se­viliyorsun...

Bazense kıtlıktan kırılıyor ortalık...şaşıp kalıyorsun...

Oysa -herkes bilmezden gelse de-skoru belli oyunun:

30'larda dedeni ve nineni kaybe­diyorsun. 40'lannda anneni ve ba­bam... ve 70'inde kendini...

 

* * *

 

Şimdi devre arası/yolun yarısı...

Bugüne dek ancak tanıştık hayat­la...

Ben O'na kendimi tanıttım... O bana kendimi...

Göğsüme madalya gibi dizdim hatalarımı... (Zaferlerim onlar be­nim... Olgunluğumun yapıtaşları...)

...Ve derin bir yara gibi sakladım başarılarımı...

Asansör çıkarken yukarı, dönüp bakmadım aşağı... Dönmesin diye başım...

Ben istikballe arkadaşım...

 

* * *

 

Ne var ki yarım her şey...

Hayat da yarım, sevdalar da...

Daha diyeti ödenmedi sevinçle­rin...

ihanetlerin hesabı sorulamadı...

Nazım'ın dediği gibi "kopardım portakalı dalın­dan/ Ama kabuğu soyulamadı/ Sevdalara do­yulamadı..."

"Doydum" diyen görmedim ki zaten ben...

Hiç doyulmaz ki zaten...

Lakin gel de zamana anlat bunu...

Sahi nedir bu telaş, bu kin? Sanki ölüye can yetiştireceksin..

 

* * *

 

Baktım ki ikinci yan kapıda... ve hayatın ceza sahası yakın...

Doldurdum bir kara kutuya 30 yılın hesabını.

Acılar, sancılar bir çekmecede, sevdalar diğerinde...

Bir yerde hüzünler ve korkular, bir üstte sevinçler ve zaferler...

Kat kat, dizi dizi dizdim kullanılmış takvimlerimi...

Sabırla kapattım kutuyu, sevgiyle mühürledim ağzını...

İlk yarı bilançom o benim:

Yangında ilk kurtarılacak... kazada ilk açı­lacak...

Yarımlar tam olduğunda kara kutuyu açıp bakanlar teşhis, koyacaklar halime...

"Çok mutlu olmuş, fazla yüksekten uçmuş zavallı" diyecekler,

ya da

"sebepsiz alçalmış... Bile bi­le vurmuş kendini dağlara..."

Fakat kara kutu ancak bir kısmını söyleye­cek hikayenin...

Kalanı benimle gelecek...

Dağların yamaçlarına savuracağım en mahrem hatıralarımı...

Reyhanlar saklayacak sırlarımı..

Skoru bir tek marmara'nın suları bilecek... Deni­ze kavuşabilirse eğer içimdeki nehir...

Hayat: 0... Ben: 1

      Can DÜNDAR

Sayın Can Dündar dan özür dilerim şiirde birazzzcıık rakamlarla oynadım sebebi ise Bayanlar 30 baylarda ise 35 yaş sendromu olmasıdır kendimize uyarlamak istedim affınıza sığınarak Mahcup

                           BİR DOST   

Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
 "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları,
...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...

* * *

 

        Can DÜNDAR

Sayın Muhsin Yazıcıoğlu na Allahdan Rahmet diliyorum

Haber: Yürek Burkan Teyit
 
Tüm Türkiye yi üzen kazada hayatını kaybeden sayın Muhsin Yazıcıoğlun a Allah ( c.c ) rahmet yakınlarına Sabır diliyorum ..
 Benim için çok ilginç olan bir şey varki ben Yazıcıoğlun u kaza olduğu andan itibaren tanıdım neyazık ki, ne yazık ki diyorum gerçekden böyle bir insanı ölümünden sonra tanımanın üzüntüsü içersindeyim..
 televizyonlar,  radyolargünlerce Yazıoğlundan bahsediyor aile hayatından, siyasi hayatından, okul yıllarından tutunda şiirlerine kadar . bir arkadaşının bebeği olduğunda ona şiir yazmış telefonda arkadaşına dinletmiş o kadar içten samimi olmalı ki ve duygu yoğunluğunu telefonda dahi karşısındakine o kadar yansıtmışki dimi arkadaşı telefonun diğer ucunda gözyaşlarına engel olamamış ve daha buna benzer çok güzel bi o kadarda yürek burkan anektodlar var...
 sitemimi kendimemi yoksa medyayamı yapmalıyım bilmiyorum ama hayatıma bir keşke daha eklendi keşkee... daha önce tanıma fırsatım olsaydı
bir insan düşünün siyasetin içinde olacak ve hiç bir arkadaşına arkasını dönmeyecek mert olacak ,dürüst olacak, yiğit alacak vs. vs.. şimdi eğri oturup doğru konuşalım varmı böylesi  benim kanımca yok varmışda benim hiç haberim olmamış varmışda kendini hiç ön plana çıkarmamış varmışda bir varmış  bir yok muş...
 
Biz Türk milleti olarak değerlerimizi kaybetmedikçe onun bir değer olduğunun farkına varmayız şimdi bir değerimizi kaybettik değerlimizi kaybettik Başımız sağolsun
 
 
Mümtaz'er Türköne, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ardından göz yaşartan bir yazı kaleme aldı sizlerle paylaşmak istedim
ve buraya kopyaladım

Muhsin Başkan


Türkiye'nin açık duran temiz sayfalarından biriydi. Onun arkasından yazmak ve bu sayfanın kapandığına şahit olmak çok zoruma gidiyor. O bizim gençliğimizin lideriydi. Hep, hem bizden, hem de bizden fazla biriydi. Kendimizi onda bulduk ve onunla temsil ettik.

O bizim yüreğimiz, bizim duruşumuz, bizim sesimizdi. Zaman zaman korksak da, o bizim hiç geri adım atmayan cesaretimizdi. Dünya telaşı ile yalpalarken, o cetvelle çizilmiş gibi dümdüz yolunda ilerleyen gölgemizdi. Hiç eğilmeyen başımız, hiç zedelenmeyen onurumuzdu. Zamanla biz onu yalnız bıraksak da, o bizden hiç vazgeçmedi.

O bizim Muhsin Başkan'ımızdı.

1976 yılının Eylül ayının başlarıydı. Siyasal'da yeni öğrencilerin kayıtları devam ediyordu. Dev-Yol, fakültenin girişine masayı kurmuş, gelenleri zorla derneğe kaydediyor, haraç alıyordu. Bize selam verip kayıt yaptırmaya gidenlerden birkaçını da sıkıştırmışlar. Sorumluluk bendeydi. Yardım istedim. Site Yurdu'nda iki kişi beni buldu. Mütevazı ama çok kararlı görüneni benimle konuştu. Muhsin Yazıcıoğlu ile ilk karşılaşmamdı. İki saat sonra, kulaktan kulağa yayılan, iki kişinin Siyasal'ı bastığı ve iki metre boyundaki Sedat'ın herkesin ortasında adamakıllı dayak yediğine dair inanılması güç bir rivayeti dinliyordum. Birkaç gün sonra burnu bantlı Dev-Yol liderini görünce ben de bu hikâyeye inandım. Bu anekdotu, 70'li yılların Muhsin Başkan'ını resmetmek için aktardım. O yıllarda onu tanıyan herkes, size benzer hikâyeler anlatacaktır.

Sonra Genel Merkez'de beraber çalıştık. Bizim genel başkanımız olmuştu. Doğuştan lider özelliklerine sahipti. Şiddetin tırmandığı yıllarda zirvedeki adamlardan biriydi; ama sükûnetini ve sağduyusunu hiç kaybetmedi. Olanlardan hepimiz sorumluyduk; ama irade bize ait değildi. Çaresizlik içinde güvenecek bir dal arıyorduk. Hepimiz ona güvenirdik. Hepimiz ona inanırdık. Bizi yarı yolda bırakmayacağını, bize yanlış yaptırmayacağını bilirdik.

O yıllarda, ülkemizin ciddi bir tehdit altında olduğuna inanmış ve aynı davaya gönül vermiştik. Ama siyaset ideolojik saflığı bozuyordu. Partinin gündelik siyasete endeksli tutumu ile bizim "kesin inançlı" tavrımız sık sık çatışıyordu. Eleştirilerimiz "Albay"a kadar çıkmasa da, 77'de sayıları artan milletvekillerini hedef alabiliyordu. Çok sert restleşmeler yaşadık. Muhsin Başkan bu sürtüşmeler boyunca dimdik durdu. Onun desteğiyle Ülkü Ocakları bünyesinde daha muhafazakâr ve daha toplumcu bir çizgi giderek netleşmeye başladı. Manzara dışardan göründüğü gibi değildi. O yıllarda da sonra da bizim tek liderimiz Muhsin Başkan'dı.

Cezaevinde geçirdiği 7,5 sene zarfında ve sonrasında da bizim liderimiz olmaya devam etti. Hepimiz ona "Türkeş'in halefi" gözüyle bakardık. Aksini düşünen de çıkmazdı. Ne var ki liderler haleflerden hoşlanmıyorlar. Türkeş, yakın çevresini sürekli değiştirerek yoluna devam eden bir politikacı idi. Muhsin Başkan'ı değil ama, onun yakın arkadaşlarını çembere aldı. Muhsin Başkan, kendisine güvenenleri yarı yolda bırakmamak uğruna MHP'den ayrılmak zorunda kaldı. Ayrılırken geride geçmişten intikal eden bir şey bırakmadı, hepsini aldı yanında götürdü.

Politikada farklıydı. Hep gerekli esnekliği gösteremediğini, kişiliğinden ve prensiplerinden ödün vermediğini düşünmüşümdür. Politika saf inançla yürümüyor; Muhsin Başkan hesap değil, gönül adamıydı. Politikanın içine taşıdığı kendi dünyasının bu toplumdaki karşılığını, evvelki akşam Büyük Birlik Partisi Genel Merkezi önünde endişe içinde ağlayan gençlerin yüzünde gördüm. Galiba onu tanıyanların, hepimizin yüzü öyleydi.

İnsanın içinde bir şeyler ağırlaşıyor ve kopuyor. Kopan bedeninizden, yüreğinizden, beyninizden veya geçmişinizden bir parça değil. Her şeyinizin iyi ve güzel yanlarına dair çok esaslı bir şey. Özünüze dair.

Son dakikalarında, o helikopterde herkesi nasıl sakinleştirdiğini, nasıl kaya gibi metin durduğunu gözümde canlandırırken, bizler niye darmadağın oluyoruz?

Ah başkanım ah; bize kaybettirdiğinin ne olduğunu bir bilseydin. Mümtaz 'er Türköne
 
Süleyman Kalaycı bu yazısını muhsin beye hitaben yazmıştır yayınlarsanız seviniriz.alize gazetesi genel yayın yönetmeni :murat ovacık    (buda başka bir spacesden tevafuken okumuş olduğum bir yazı paylaşmak istedim )


“BETON SOĞUK ÜŞÜYORUM”

O bir liderdi, O bir ağabey… Ülkesine ve ülküsüne sevdalı bir dava adamı… Onurlu ve dik duruşlu, eğilip, bükülmeyi bilmeyen, tavizsiz ve samimi, politikanın çirkinliklerinden uzak bir siyaset adamı… O’nu kaybettik…

“BETON SOĞUK ÜŞÜYORUM” diyordu eylül zindanlarında… O üşüyordu, hepimiz üşüyorduk. Bir nesil üşüyordu zindanların nemli betonlarında. Ülkesine ve ülküsüne sevdalı olmanın bedelini ödüyordu zindanlarda, yinede vazgeçmedi hiçbir inancından. Ne sevdalarından vazgeçti, ne ülküsünden. İnandığı gibi, dimdik yaşadı hep. Direnmenin yaşamak olduğunu öğretti geride kalanlara. Sızlanmadı bile uğradığı haksızlıklara.

Birçoklarının misket oynadığı yaşlarda atıldı hayat mücadelesine, “ÜLKEM” dedi “ÜLKÜM” dedi. Okudu, yazdı, anlattı, bir rehber oldu yüz binlerce gencin ufkuna, reis oldu, ağabey oldu. Hiçbir zaman erişilmez olmadı sevenlerine, hep yanı başımızdaydı, “Liderliğin dokunulmazlığı” değil, sıcaklığı vardı hep onda.

Harcanan bir neslin sembolüydü O… sağ-sol kavgaların da öldürülen, sakat kalan, ömürlerini zindanda tüketen, darağacına çekilen bir neslin sembolüydü O… zülüm nerden gelirse gelsin, başkaldıracak kadar cesur, hak nerden gelirse gelsin, kabullenecek kadar erdemliydi.

O… Başkaydı O… çünkü. Sıradan hayatların, bir iz bırakmadan gittiğini biliyordu. Allah’ ın kendine verdiği kabiliyetlerin sorumluluğunu taşıdı hep, onun için hiç sıradan olmadı. Kendi orijinalliğini korudu. Hep kendi oldu ve inandığı gibi yaşadı.

Şimdi gitti… Dünyanın çirkin yüzüne fazla dayanamadı… Ölümü bile sıradan olmadı… Yeryüzünü nokta nokta görebilen bir teknolojiye sahip dünyanın, acizliğini, yüzümüze vura vura gitti… Ve giderken “üşüyordu”… Eylül zindanlarında üşüdüğü gibi… Kara bir sevdayla bağlandığı ülkesinin, karlı dağlarının zirvesinde üşüdü günlerce. Üşüdü, üşüdü, üşüdü… Kim bilir neler hayal etti, neler düşündü?

Tek tesellim, onun olduğu dağların havasını teneffüs ettim, O’ nun üşüdüğü kadar olmasa da, onunla üşüdüm… Elim ermedi, gücüm yetmedi, ona ulaşamadım. O’nun yanında olamadım, yüreğimle saramadım acılarını, yalnızlığını paylaşamadım dağ başlarında. Ve gitti… Geldiği gibi… Yapayalnız… “ beton soğuk üşüyorum” diyordu…

Ve soğukları geride bırakarak gitti. Bir daha üşümeyecek artık. Çünkü O; RABBİNİN sıcaklığına gitti… Biliyorum, o dağlarda buluşamadık ama O bizi, gittiği yerde bekleyecek… Kim bilir kaç zaman sonra geleceğiz yanına reisim. Bekle bizi olurmu… Seni çok sevdik biz. Ve sonsuza dek seveceğiz. RABBİM, rahmetiyle sarsın seni reisim… (amin)
 

GÜL KOKULU YARE SALAT VE SELAM OLSUN KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN

 
 

Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, o ender bahtiyarlar seni hep içlerinde, işlerinde, hayatlarında, düşüncelerinde, duygularında, eylemlerinde, evlerinde yaşattılar.


Kimilerimiz için de sen hiç doğma­dın. Onlar hep senden mahrum yaşa­dılar. Şol mahiler ki derya içreydiler, deryayı bilmediler.


Varlığının kaç bahara bedel oldu­ğunu bilmeyenler yokluğunun ıstırabını nasıl duysunlar Efendim?

 

 

 

 

 

ey insan
ey yüz akı gönül aydınlığı
kabul olmuş sadaka kadar güzel
bir duygu sarıyor seni anan yüreğimi
bastığın toprakla yıkadığın gözüme
şimdi güneş bile siyah görünüyor

ey yüz akı gönül aydınlığı

ben kendime ağlarken Uhud da ağlar mıymış
Hıra'yı mahzun gördüm soramadım sevgili
hasretinin dışında başka derdi var mıymış?

 

ey insan
içimde büyüttüğüm tüm çiçekleri
sana adıyorum
ıtırları, yaseminleri, menekşeleri
lale bana kalsın
kapına çiçeklerin karalısını sunmaktan
utanıyorum

 

dua çıkmayan göğe sevdalar çıkar mıymış?
bülbülünü kaybetmiş bu evrensel bahçede
dikenler bile bir hoş, gayrı gül kokar mıymış?

 

ey insan
göklerin öğrencisi, yerlerin öğretmeni ey
sen öğrettin taşa konuşmayı
ağaca selam vermeyi
aya yarılmayı, toprağa dürülmeyi
göklere kurulmayı, durmayı zamanı
yılana ve deveye sevmeyi
yaşamayı ve ölmeyi sen öğrettin insana

 

o bengisu gözünden fışkıran pınar mıymış?
baharların kaynağı ve yolunu gözleyen
bir ben sevda şehidi, bir de şu çınar mıymış?

 

ey insan
senin sırrın
gözyaşının terkibinde saklıymış
bu gerçeği bir denizin dudağından öğrendim
gecenin bir vaktinde bir sevgili ağlarken
bir dişi varlığını varlığına adarken
bir erkeğin ellerinde
ölüm havlu atarken
haklıymış

 

söyle gönlüm bu sevda mahşere kalır mıymış?
alışılmış sözcükler yükleyip kanadına
ona doğru uçursam katına alır mıymış?

 

ey

 

ey insan

hıncını hıncıma kat

sancını sancıma kat

pamuktan ellerini geçir yürek halkama

ister ayağın katına çek

istersen yerlere at.

 

Mustafa İslamoğlu

 

             HAYATIN İÇİNDEN



Kafa ve Yürek Çalan Hırsızlar

 

Bir gazete küpürü.. Resimde dış görünüş olarak "Anadolu kadını" portresinde bir hanım ve eşi..Haberde; kadının eşini beğenmediği, sürekli başka erkeklerle kıyas yaptığı, kendisinin güzel ve alımlı olduğu, eşinin yanına yakışmadığı vb vb." şeyler yazılı..Adam boşanmak için mahkemeye başvurmuş!

 

Kadına bakın! Anadolu kimliğinde ama kafa ve kalp Avrupa..

 

Bu ilk basamak! Yarın o kimliği de bırakacak belki. Sonrasıysa meçhul..Belli ki fazlaca televizyon seyretmiş, kopya çekmiş beceriksizce, kapılmış ömür tüketen salak salak dizilere, bin çeşit süs içindeki  dalaverelere..

Yazık olmuş..Yazık oluyor.Bunların ana olduğunu ve  yetiştireceği çocukları düşünsenize..Ah ki ah.. Kim soktu bu fikirleri senin aklına ey tertemiz Anadolu kadınım:Fatıma'm Ayşe'm Zeyneb'im?..

.............

 

Her eve-her insana istisnasız-sorgusuz giren, kafa ve yürekleri çalan bu hain siyonist hırsızlara lanet olsun!..

Ve bizlere de yazıklar olsun!.

Onlar canla başla hatta aşkla, binbir süsle batılı süsleyip, en ana-en bacı anadolu kadınını, kızını bile yürekten teslim alıp ele geçirirlerken;

 

Hiçbirşey yapamadığımız-yapmadığımız için..

Yapsak bile derde şifa olamadığı için.

 

Onlar bâtılı o kadar albenili-bin çeşit süs içinde  sunarlarken,

 

Bizler en güzeli-Hakk'ı en iyi şekilde sunamadığımız, çoğu zaman can sıktığımız için..

Elden geleni bile esirgediğimiz için..

Keyfimize bakıp, nefsimizin gönlünü etme uğraşlarında olduğumuz için..

Izdırap bile duymadığımız için.

 

Aşkımızı yitirdiğimiz için.

Yazıklar olsun!.

Yarın hepsinin hesabı bizden sorulduğunda ne diyeceğiz ? 

 

 

Dünya Kadınlar Günü

 

Kadınları 24 saat, yıl boyu aşağılayan, ezen..Üstelik de bunu, "baş tacısın" diye yapan..Üstelik kadını da buna inandıran, kadının içselleştirdiği bir Allahsız dünyanın promosyon nev'inden baş okşamaları..

 

Yazık. Ah ki ah..

 

Oysa tanısalardı O en Sevgili'yi, kadın ve değer nedir, O'ndan öğrenselerdi ahh..

Bu ahın yarısı da "tanıdım" deyip de o güruha benzeyenleredir.

 

 

Kılıbık-Kazak

 

Kılıbık; Kalbi ılık demek..Sımsıcak bir kalbi olan,

Yüreği olan.. Hisseden..Akleden.. İnsan olan adam demek..

 

Kazak ise; Kalbi donmuş adam demek yaz sıcaklarında..

 

Haddi aşan herşey zıddına inkılap eder..

Halkın "kılıbık" diye yazıya-şiire döktüğü söylemlere, başroldeki adama bir bakın! Kim ister öyle bir adamı, ya da kim saygı duyar?

İnsan fıtratı, fırsatını buldu mu karşısındakini maddeten ve manen suistimal etmeye,ezmeye çok elverişlidir..Bu mes'elede de öyle oluyor hep maalesef..

Sahne 1: Adam, insan olduğundan hoş görme, yardımcı olma gayreti içinde, kadınsa bakıyor durum müsait, alıyor ipleri eline hatta kamçıyı eline, oluyor bir Bayan Hitler!

Madalyonun diğer yüzü:

Sahne 2: Kadın insan yüreği taşığıdından, sabırlı olduğundan ses çıkarmıyor, hoş görüyor..Bu kez adam bakıyor durum müsait, alıyor ipleri eline, göz açtırmıyor sonra vur pat küt! Bay Hitler! Köle isaura!

Peki iyi mi bunlar? Hayır asla!

Sorun isterseniz iki tarafa da, köleleştirdikleri eşlerinden ve dahi yaşamlarından asla memnun değildirler.Ama bataklık gibi işte..Batmayagör bir kez, batar gidersin öylece az az..

Ne ifrad ne tefrid olmalı, aşırılıktan sakınmalı..Duygularda da aynen böylece.

 

 


İnanmıyorum!

 

Eminim sizler de inanamayacaksınız..Geçenlerde kitaplığımı düzenliyordum.. Eski dergiler geçti elime.. İşte oradaki bir haber bu, size aktaracağım.. Bilemiyorum belki de duymuşsunuzdur..Bir  şeyleri bazen, en son duyan ben olurum da : )

 

Haber şöyle: Sur Dergisi 1995 Aralık sayısı’dan:

 

OTOMATİK GÜNAH ÇIKARMA!

 

Bankamatik sistemiyle çalışan otomatik günah çıkarma makinaları, Amerika’daki kiliselerde kullanıma girdi.Tuşlar aracılığıyla işlediği günahı makinaya girenler, yine tuşların yardımıyla bu günaha denk düşen tavsiyeyi okuyup affedilebiliyorlar..

 

Habere bakar mısınız?..

 

Hak dine mensup olduğu halde batı karşısında aşağılık duygusuyla tir tir titreyenlere yazıklar olsun!..

  Yazan Ayşe Reşad http://yurekyanginlari.blogcu.com alıntıdır Selam ve Dua ile

 

İnsanlığımızı Maneviyatımızı bizler nerde kaybettik ? Sahi neler oluyo bize :'(

  Sen *SEN*den ayrı düşünce..

 

Dünyaya bak!..

Sonra daralt pencereyi; yaşadığın ülkeye..

Ve şehrine...Sonra evine..

Daha daralt -ya da genişlet kainat kadar -

İçine, SANA bak!..

Ne görüyorsun?..

Kesmekeş, bin çeşit huzursuzluk, gözyaşı, ızdırap..mı?..

Öyleyse düşün; Neden?..

Neyi kaybetti ki insan?..

Ve.. neyin sancısında?..

Ya da neyi bulamıyor ki?..

O'nu mu?..

Cevaplar, bin gizemli sır içinde..

Arala perdeleri.. Ötene, ötelere bak!..

Bil ki O;

Sana senden de yakın..

Sana en Sevgili..

En merhametli..

O, Sen bıraksan da seni,

Seni asla bırakmayandır..

Kulak versen mahlûkâta;

O akışa, O çağrışa, O yanışa....

Başın döner, mest olursun O'nu tesbihlerinden..

Yani?..

Yani; O daima hazır ve nâzır..

Gâib olan SEN sin...

O hep SEN de.. SENİNLE..

Göremesen de aslında sen de maddeten, her an O'nunlasın,

Zerrelerinin tek tek sehâdetiyle...

Öyleyse?..

Sorgula içini!...

Sen! Sen nerdesin?..

Bir sen vardır sende, senden içeru..

İşte anla;

Ayrı düşünce "Sen"den, Sen "O"ndan ayrı düştün!

Nerdesin!?..

Ara Seni..

Bil ki; Seni bulduğunda O'na kavuşacaksın...

Bil ki; O'nu bulmanın yolu, Seni aramaktır.

Durma! Çok geç olmadan ARA Seni....

Ki, O'nu bulasın..Âleme sultan olasın..

Ve...

Ol cümlesi, su sırdandır;

Kim ki kendini bildi, işte o Rabbini bildi.


Ayşe Reşad

 

 

 

 

 

 

Hiç duydun mu şu dua yı ?

 

''Allah seni toplasın!"

 

Eskiler böyle dua ederlermiş hep ;)

 

Ne güzel bir duadır bu ya Rabbi çağa karşı!

 

Allah seni toplasın!

 

Gözünü..

Kulağını..

Aklını..

Yüreğini..

Hayalini..

 

Toplasın ağyardan..Sana "el" olan sınırlardan.

 

" Allah seni toplasın"

 

Toplanmazsan dağılacaksın çünkü..

Dağılanca da dağıtacaksın!

 

İşte toplumlardaki kargaşaların sebebi  hep bu "dağınıklık"

Her parçamız bir yerdeyken ne kendimiziz ne de kendimizdeyiz.

Üstelik "biz"i bitirdiğimiz gibi "gayrımızı" da bitirmekteyiz..

 

İşin esası Tevhid anlayana..

 

Topla bizi ya Rabbi!

 

Elimizi, dilimizi, gözümüzü, kulağımızı, aklımızı, hayalimizi, topla yüreklerimizi ne olur..

 

Vakittir dua olsun çağa karşı, hala diri kalan bir yürek yarımızdan..

 



Oda karanlık
Odadan dışarı çık
Şehir karanlık
Şehirden dışarı çık
Korkma
Yürü bir hayli yürü
Gördün mü
Dağlar başladı artık.

Korkun dağılır rüzgarda
Bekle biraz
Dağlarda ateşler yandıkça
Karanlıktan korkulmaz.

Dağlar karanlık
Dağlara yukarı çık
Korkma
Yürü bir hayli yürü
Az daha yukarı çık
Birbirinden uzakta
Gördün mü
Ateşler parladı artık.

Şimdi dağlar kaldı yine ardında
Odan yendi karanlığı, ölümü
Dağlarda ateşler yandıkça
Karanlıktan korkulmazmış, gördün mü?

Behçet Necatigil

 
 
Sürekli projektörler altındasın!
Sahnedesin işte!

Her anın kaydediliyor..
Her sözün!
Her amelin!
Kayıttasın!

Güzel poz ver ;)

NEFRETİ ÖFKEYİ YILLARA YAYARKEN SEVGİYİ BİR GÜNE SIĞDIRMAYALIM

    Hamburgerim NETTEN
   SEVGİLİM CHATTEN
   Hazlarım İNTERNETTEN
   Bir elimde Fare, bir elimde klavye
   İnsan mıyım ben kemikden ETTEN ?...
   Bugün Sevgililer Günü diye,
   İki Kontörü mesaj çektim CEPDEN...
   Bu devirde böyle kutlanır aşklar
   Olsada dijital, olmasada KALPTEN!.. hesabıı
 
 gelin bizler makinalaşmış insanlar olmakdan çıkalım ve bi değişiklik yapalım ne dersiniz :) insan olduğumuzu hatırlayalım ve hatırlatalım. hem kendimizi hem çevremizdekileri mutlu edelim en yakınlarımızdan başlayarak, elbette hayat zor ama en azından fırsat buldukca bu o kadar zor değil
 

Doğan CÜCELOĞLU'NUN, Eğitimindeki Katılımcılarla bir konuşmasından alıntıdır.

 

Özel olduğunu düşündüğümden , Paylaşmak istedim ;

 

 

Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

 

Bir Katılımcı: Hocam Allah'a Şükür bildiğimiz kadarıyla yok.

Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti

bir şey söyler misiniz?

Cevap: (neredeyse otomatik olarak çıkar: ÖLÜM

 

Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir.

Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey

ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu

benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?

Katılımcılar: (Burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlarlar)

 

Cüceloğlu: Öleceğim belli ise , benim ölümcül bir hastalığım olduğuda açıktır...

Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?

Katılımcılar: Hayır

 

Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?

Bir Katılımcı: Evet var.

 

Cüceloğlu: Ya Yarın ?

Bir Katılımcı: Evet.

Cüceloğlu: Ya 30 yıl sonra?

Bir Katılımcı: Olabilir.

 

Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ

salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?

 

(Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü; genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.)

 

Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim

bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? , Var mıdır böyle bir garanti?

Bir Katılımcı: Yoktur Hocam.

 

Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce

öldüğünün bize söylenmeyeceğini?

 

(Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar) ve Bir Katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?

 

Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba

bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu

bilseydiniz,o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

 

Bir Katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

 

Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın,gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden

çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı

iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular,tartışma yada gerginlik yaratırmıydı

Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun

boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona,

yüreğinizin derininden gelen bir 'Seni gerçekten çok seviyorum' demeye ne gerek var diye düşünürmüydünüz

Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?

 

(Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız

olduğunu şimdi fark etmişlerdir)

 

Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz,

kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde 'Şimdi kalbini kırdım, ama

zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim' diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz.

Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

 

 Ailemiz , Yakınlarımız , Sevdiklerimiz , İş arkadaşlarımız , Komşularımız ve Hayatı paylaştıklarımızla

birlikte geçirdiğimiz her anı önemsemek ve asla ama asla kalp kırmamak gerek hiç şüphe yok ,

Zira Kalp Kırmanın hiç ama hiç Telafisi de yok ...

 SEVDİKLERİMİZE SİZİ SEVİYORUM DEMEK İÇİN GEÇ KALMAYALIM

BİR İSRAİLLİ İLE BİR MİKROBUN İNANILMAZ BENZERLİĞİ

        Diş ağrısını iyiden iyiye hissetmeden doktora gitmeyen, yağmurdan ıslanmadan şemsiye almayan bir topluluğuz maalesef… Acı, bir nimettir… Vücudun herhangi bir yerindeki arızayı bize önceden bildirir. Aksi halde ne böbreğimizdeki taşlardan haberimiz olurdu ne de dişimizi çürüten bakterilerden…
         Yahudileri birer mikrop olarak algılıyorum… Normal mikroplardan sadece iki farkları var. Şekil olarak insanlara benzemesi, bir de yaptıkları tahribatlardan sorumlu olmaları… Aksi halde hiçbir farkları yoktur mikroplardan…
         Bu günlerde Yahudiler, ümmete sanki şöyle sesleniyor;
Ey dünya müslümanları! Dünyayı sevmenizden ve cihadı gündeminize almayışınızdan dolayı Allah, kalplerinize korku saldı… Sizlerin amansız düşmanları olan bizler, hristiyanlarla birlikte sizleri parçalara ayırdık ve aranıza kalın duvarlar ördük… Birbirinizi tanıyamaz oldunuz…
         Bir mikrop, canlı bir hücreye nasıl acımazsa bizler de müslümanlara, özelliklede Filistinlilere öyle acımayız… Yaptıklarımıza bakıpta ‘bunu insan yapamaz!’ demeyin… Bizler insanız… Bizleri anlamanız için din değiştirmeniz lazım…
         Bizler, siz müslümanlar için çok önemliyiz… Müslümanları şehadete uğurlayan bizlerin kurşunları değil mi? Allah içinizden şehidler almak istemiyor mu? Allah hanginizin daha güzel amel işleyeceğini görmek istemiyor mu? Uğrunda cihad edenlerle oturanları ayırmak istemiyor mu?
         Can ve mal ile cihad ibadetini ifa etmeniz için bizler birer fırsatız… Varlığımız sizin bu ibadetleri tatmanız için güzel bir fırsat değil mi?
         Oruç ibadeti yılda bir ay, hac ibadeti ömürde bir kez… Kurban ibadeti yılda bir kez… Mal ve can ile cihad ibadeti ise yılın her günü… Çeçenistan’da… Afganistan’da, Irak’ta… Patani’de… Ve bizlerin başlattığı Filistin’de…
         Tüm dünya müslümanlarına cihad ayetlerini, gece namazlarını, gözyaşlarıyla süslenen içten duaları hatırlattık… Milyonlarca müslümanların, imanlarını sorgulanmalarına vesile olduk… Bunun bir bedeli olmamalı mı?
         Her ibadetin maddi ve manevi bir bedeli vardır… Cihadın da bedeli kan, gözyaşı, yetim-dul kalmalar ve yaralanmalar…
Filistine üzülmeyin! Siz sadece Filistin sorusunu çözemediğinize üzülün… Allah’ın, ölümüne takdir ettiği canları avlıyoruz biz… Allah’ın dilemediği cana kurşun atamayız… Başınıza gelen her musibet Allah’ın izniyle yazmıyor mu kutsal kitabınızda!
         İnsan vaktinde ölür… Filistin halkının ecelini öne almak gibi bir gücümüz olsaydı Fırata kadar olan bölge çoktan bizdeydi…
Filistinden sonra mutlaka size de uğrayacağız… Şimdiden düğün hazırlığınızı yapın… Sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi sanıyorsanız uyumaya devam edin…
         Sizleri meydanlarda görmek ve bizlere lanetler okumanız bizleri üzmüyor… Şeytana lanet etmeyin diyen bir peygamberin ümmetisiniz, unutmayın…
         Siz toplanan kalabalıklar bir günlük yevmiyelerinizi mal ile cihad ibadetine kullanmış olsaydınız işte o zaman bir kaşık suda boğardınız bizleri… Sizleri şimdilik kuru kalabalık olarak algılıyoruz… Ne zaman ki kalplerinizde dünya sevgisini çıkarır ve dünya müslümanı olmaya karar verirsiniz, işte o zaman zaferler kazanmanız kolay olur…
         Bizim firmaların ürünlerini almaya devam edin… Her kuruşunuzu birer kurşun olarak filistinli kardeşlerinizin göğüslerine birer fidan gibi dikmeye devam ederken, sizler de ekran karşısında bizleri ah! Vah! Diyerek izleyin…

 

 

“Mevlâ bizi afuv ede, bayram o bayram olur; Cürm-ü hatalar gide, bayram o bayram olur”

 

Dünyanın her yerinde mazlumlar bin “Ah!” ediyorsa..

Zulüm ayyûka çıkmışsa..

Ve Biz, “Müslümanım” “İnanmışım” diyenler, bu haldeyken..

 

Bayramsa..

 

Ramazan ve nice Ramazanlar aklayamamışsa bizi..

Gönlümüzde bin put, secde etmişsek; O hiç Bilemediğimiz'e...

 

Kur’an; üstüste indirdiğimiz hatimler, “Boğazdan aşağı inmemişse..”

Öz başka, sözler başka başkaysa..Dirilememişsek içimizde bir türlü..

 

Gönüllere girememişsek;

Çöpten, pazardan yiyecek toplayıp, sofra kuranlara,

Yoksul bir eve, muhtaç bir çocuğa; “Bayram neş’esi”

“Ilık bir nefes” "Bir tebessüm”  olamamışsak...

 

Bayramsa..

 

Kutlu olsun “Bayramım” diyenlere..

Bayramsa size; Mubarek olsun, gözleriniz aydın olsun.

 

Değilse...

 

Bir iç hesaplaşma..Bir duruş, bir diriliş..Bir özleyiş, bir çağrı, bir dua olsun..

Bize.. İçimize..Ve "Gerçek Bayramlar"a..

Mahzun bir boyun büküşle, gözyaşlarıyla uyanışımız mubarek olsun..

     

 

Biriktirin "Bayram"larınızı umutla! Bir gün Bayram olacak!

 

Bir gün ucuca eklenecek  Bayramlar, Bayram olacak dünya!

 

Allah için bir şey olsun içinde:

 

Bir tebessüm

İki damla gözyaşı

Gizlice verilen bir kaç kuruş hatta

O'nun için bir selam, bir ziyaret

O'nun hatırı için bir vazgeçiş

Bir dua......

Yeter ki olsun.. O'nun için bir şey olsun..

 

Allah için olan her amelin müşterisi O'dur!

Asla kaybolmaz ve misliyle iade edilir, ötelerde göz aydınlığı olur.

Bayramlar, herşeye rağmen dimdik ayakta durmanın vakitleri..

Herşeye rağmen!

Bir zaman ben hayret ediyordum, Filistinliler o hengâmede :(  neşe içinde düğünler yapıyor, oynuyor-gülüyorlar diye..

 

Diyordum, bu nasıl iş böyle?

 

Sonra bir yerde okudum;

"Bu tür zamanlar, bayram, düğün vb. toplanmanın,
birlik olmanın, tazelenmenin zamanları..Nefes alma zamanları..Yoksa çok çabuk tükeneceğiz.."

Doğruydu evet..

Nefes almazsak boğulacağız :(

Herşeye rağmen Bayram..

"Bayramsa.." demeden..

İnadına gülümsüyor,

Hiç ümit kesmiyorsak,

Biriktiriyorsak
tek tek bayramlarımızı..

 

Vallahi bir gün BAYRAM olacak!

 

Hayırlı Bayramlar efendim, muhabbetle..

      

“Mevlâ bizi afuv ede, bayram o bayram olur

Cürm-ü hatalar gide, bayram o bayram olur”

 

 

 

Şiir

SuSTuM!
Yalnızlığıma ve ne zamana kadar yalnız kalacağıma
Sustum!
Hayatıma bir anda girip çıkanların vurdumduymazlığına
Sustum!
Beni bu suskunluğa hapsedenlere isyan etmemek için
Sustum!
Terk edişlere ağladım için için
sevmek varken sevilmek varken bu gidişler niçin
 
Sustum!
Hayatım daha hangi ayrılıklara gebe
neden insanın aklına daha çok ayrılıklar vuruyor gece
sohbetler muhabbetler gelir akla hece hece
Sustum!
Sorma bu suskunluk nereye kadar
korkarım konuşursam DİLİM EDER BENİ DİLİM DİLİM
korkarım konuşursam kızgınlığım yansır incitirim
 
Sustum!
Suskunluğumda kırgınlığım gizlidir
soruyorum sizlere neden
Her gelişte bir gidiş gizlidir?
Her gidişin izi her nedense derindir
 
Sustum!
Suskunluğumu h.z. Meryem’in suskunluğuna ekledim
sustum çünkü suskunluğumun devasını RABBİMDEN BEKLEDİM
daha geçen gidişlere bir gidiş daha ekledim
 
Sustum!
Lakin suskunluğum haksızlığıma değildir
hakkını savunamayan dilsiz iblistir(hadis)
Sustum çünkü susmam gereken yerdir
edepsizliğe saygısızlığa dilim lal dir
 
Sustum suskunluğum içimdeki felaketten
yüreğimde enkaz  kırıntıları var koca bir afetten
konuşacağım gün gelecektir belki geç belki erken
o gün dilerim mevlamdan
 
Dilimdeki düğümü çözsün ki suskunluğuma kelimeler eklensin
( Reyhan TopaL )

Anneler Gününüz Kutlu Olsun

                KADINLAR NEDEN AĞLAR ?
 
               Küçük bir erkek çocuk, annesine sordu: "Niçin ağlıyorsun?"

  "Çünkü ben kadınım." Diye cevapladı annesi.

  "Anlamadım!" dedi çocuk. Annesi, çocuğu kucaklayıp

  "Hiç bir zaman anlayamayacaksın!" dedi.

  Babasına "Baba, annem niçin ağlıyor?" diye sordu.

  Babanın cevabı: "Bütün kadınlar sebepsiz ağlayabilen yapıdadır" oldu.

  Küçük çocuk büyüdü, yetişkin adam oldu, halâ kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi.

  Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah'a sordu.

  "Allahım!" dedi: "Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?"

Ben kadınları özel yarattım! Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar, doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim.

 Başkalarının kuvvetinin kalmadığında; devam edecek azmi, ailesinin hastalığında; yorgunluğa pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim.

Her türlü şart altında, hatta kendilerini çok kötü incitseler de, çocuklarını sevmek duygusallığını verdim.

Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının yaralarını sarmalarına, sorunlarını dinleyip paylaşmalarına yardım ediyor.

Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim. Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.

Tek zayıflık olarak kadınlara bir gözyaşı verdim...

Tamamen kendilerinin sahip oldukları, ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere. İnsanlık için bir gözyaşı... diye cevapladı...

Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu,ne de kendini ne şekilde taşıdığıdır.

Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi,fedakarlığı, sorumluluğu,anlayışı,sadece bilgiye değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır  

 

“Analık nedir Annem?” derdim de anacığıma; “Ben ol da bil” derdi Mevlânaca..

 

Ben ol da bil!

 

“Sen” oldum annem bak!..

 

“Sen” oldum ve bildim neymiş bu işin yürekcesi..

 

Hani “Köpekler bile “ana” olmasın” derdin ya hep, o ızdıraplı yüreğinle, o engin şefkatinle..

 

Anlamazdık o zaman biz zamâneler..

 

“Zor kızım, çok zor analık” derdin ardından derin bir iç çekişle..

 

Zormuş anam..

 

Ana olmak “Hiç” ken “Hep” olmakmış meğer..Çoğalmakmış durmadan..

 

Dünyaya meydan okumak, mazi ve istikbâli sırtlamak, pervâsız bir gözü karalıkmış..

 

Zormuş Annem..Olduk, gördük, bildik bak..

 

Ana olmak meğer; Kor ateşlerde üşümesi, kara kışlarda buz kesmesiymiş yüreğin..

 

Hep; “Ben!” derken,

Artık; “O”, “İllâ O!” demesiymiş..

 

Hiç varmayacağı kapıları çalması, hiç ederek ömrünü, adanmasıymış..

 

Hiç kızmaması yüreğin, almayı hiç düşünmeden hep vermesiymiş..

 

Hep sarıp-sarmalaması, hiç hesap sormadan, hep dost hep yâr olmasıymış..

 

Zormuş Anam..

 

Meğer ölümüne bir kara sevdaymış analık..

 

Olduk, gördük, bildik bak..

 

-----------

 

Gözlemleyin kadınları; Değişirler hep “Anne” olunca..

Bir metamorfoz belki analık; Tırtılken kelebek olmak

 

Artık  gözleri, elleri-ayakları, akıl ve yüreği tüm âzâları ve dahî hayalleri, tüm vakitleri ve hayata dâir hesapları O’na ait değildir..Karşılıksız-hesapsız  ve de gönüllü olarak bağışlar yavrusuna tüm varlığını Anne..

 

Ve dikkat edin, her kadın bir başka güzelleşir “Anne” olunca..

 

Ezelden biçilen bir kostüm gibi, “Analık” yakışır her kadına..

 

O, artık “Anne gibi” güler, “Anne gibi” bakar, “Anne gibi”kokar..

Ve hayatta hiç kimse ne “Anne gibi” kokar ne “Anne gibi” bakar ne de onun gibi yanar..

 

Ve böylelikle tüm anneler, Yaratan’dan kokular, esintiler taşırlar dünyamıza..

 

Her Anne Yaratıcı’ya âyinedir..

En çok Hâlıq ve Vedud ismi yansır onlarda..

 

Ve hayat boyu, binbir esmâyı seyrederiz o kocaman yüreklerde..

 

İşte bu yüzden, kaç yaşında olursak olalım, bizler için hep,

Hiç eskimeyen bir ihtiram, çoşkun bir muhabbet, hep meylettiren bir çekim alanıdırlar..

 

İşte bu tutkunluk, hesapsız adanışlarının karşılığıdır onlara, Yaradan’dan..

 

Ve bir gün bizden gittiklerinde..İçimizin bir yanı, ömür boyu hep titreşir onlar için..

Hiç sönmeyen bir yangın, zaman zaman yakar alevlenir, asla dolmaz boşlukları..

 

Alıp gitmişlerdir çünkü canlarımızın bir parçasını..

 

Öyledir, her Anne giderken, yüreğini emanet bırakır yavrusuna ve bir parça yavrusundan alır da öyle gider çünkü..

 

Ve bu yürek aktarımı, annenin sesi, nefesi, gözleri, sözleri ve o kocaman yüreği, ezelî bir miras gibi devredilir nesilden nesile..

 

İşte dünyayı îmar eden, ayakta tutan bu Ana Yürekleridir!

 

Nasıl emânetse yavrular annelerine bir vakit,

Öylece emânettir her anne de yavrusuna..

“Of!” bile demeden, sakın ha incitmeden,

Sahip çıksın herkes emânetlerine aman!

 

Yavrularına iki dünya bağışlayan ANAlara

 

ve cennetlerini  kazanan canlara müjdeler olsun..

 

 

CAnım Anneme

 

Verdiğin Emeklere Binlerce kez Teşekkürler Rabbiz Senden Razı Olsun

 

Bir Türkü müz Olmalı (alıntı)

 

Aklımda televizyonda izlediğim eski bir diziden hoş, çarpıcı bir kare var..Kısaca: Aynı işte çalışan iki kardeşin hikayesi bu anlatacağım bölüm..Para konusunda hiç anlaşamıyorlar.Çaktırmadan birbirini dolandırıyor ve sürekli kavga ediyorlar..

  

Ama, yüreklerini aynı frekansta titreştiren, bir anda herşeyi unutturan,silip götüren, tebessümleri, sevgiyi getiren ortak bir türküleri var onların…

  

Böyle şiddetle kapıştıkları anlarda, kardeşlerden birisi, o meşhur, kıvrak türküyü söylemeye başlıyor hemen :) Diğeri o kızgınlık ve öfkeyle:

 

“Yapma! Söyleme!” falan diyor ama, sanki karşı koyamadığı sihirli bir güçle, birden tüm vücuduyla, tüm benliğiyle türküyle bütünleşiyor ve ikisi karşılıklı oynamaya başlıyorlar :)

  

Dargınlıklar, kırgınlıklar, şiddet, öfke…Herşey bitiveriyor..

 

Buharlaşıp uçuyor sanki..

  

Öyle hoş bir an ki..

 

Sarsılıyorsunuz..

  

Ve düşünmeden edemiyorsunuz..

 

Keşke bizim, hepimizin de böyle türküleri olsa..

  

Ev, cami, okul ve iş yerlerimizden tütün da taa ülkeler arası ilişkilere kadar.. Keşke olsa..

  

En zor anlarımızda aniden söylemeye başlasak..

 

Ve kinler, öfkeler, nefretler, kızgınlıklar sevgiye dönüşşe..

 

Sarılsak en içten duygularla birbirimize..

 

Böyle derken yine düşünüyorsunuz..

  

Sahi yok mu bizim türkülerimiz?..

  

Bizi bize döndürecek, bize bizi hatırlatacak, bizi tek ses, tek bilek, tek yürek halinde aynı frekansta birleştirecek?..

 

Yok mu sahi?

  

Olmaz mı? Var tabii..

  

Hem de, asla “keşke” demeyecek kadar, ne “Türkü”lerimiz var bizim..

  

Fakat… Ya söylemesini bilmiyoruz ya da dinlemesini..

  

Veyahut o frekansta titreşecek yürek yok bizlerde..

 

 

İşte bu yüzden her gün duyduğumuz, her gün söylediğimiz “Türkü”ler ayni etkiyi göstermiyor..

  

İşittiğimizde herşeyi unutup sarılamıyoruz birbirimize..

 

Maddeten ve manen “O Kucağa” taşıyamıyor bizi..

 

Gönül kapılarımız açılamıyor..

 

Bütünleşemiyoruz “Türkü”lerde..

  

Halbuki ne kadar da ihtiyacımız var “Türkü”lerle bütünleşmeye..

 

Özellikle şu günlerde ne kadar da muhtacız yeniden yeniden O iklimlerde dirilmeye..

  

“Geceler ta subholuncaya dek inletir bu dert bizi..”

  

Mısırlılar’ın çok hoşuma giden bir adetleri var: Nerede olursa olsun insanlar tartışsa, hatta yaka-paça kavga dahi etseler o anda birisi çıkıyor ve: “Sallu an Nebi! Sallu an Nebi!” diyor..

  

Yani:“Peygambere salavat getirin!”

 

Ve çoğu kez taraflarca salavat getiriliyor ve anlaşmazlıklar hemen sona eriyor:)

  

Bu da, hoş değil mi? :)

  

Çıkıp avaz avaz haykırsak mı acep tüm dünyaya, yüreklerce:

  

Sallu an Nebi Ya Nas!

 

Sallu an Nebi!

  

 

Ayşe Reşad

  

Not: Yazıda geçen "Türkü” bize ait olan kavramlarda mecaz anlamda kullanılmıştır.Kasıt: bizi ötelere taşıyan-taşıyacak olan “herşey”dir ;)

  

muhabbetle;)

 

ZİLE

Zileli hemşehrimizden güzel bii şiir Yüreğine sağlık :)  
             ZİLE
  Bahar güzel olur, gezer tarlalarında,
Çıkıp, madımak topladım, ovalarında,
Ağzım dondu, içtiğim kuyu sularında;
Yemyeşil bir ovada, kurulmuştur Zile.

Misafirlikte eksik olmaz, Zile bat'ı;
Mercimek, düğü ve salça, veriyor tadı.
Tarhana, toyga, helle, çorbaların adı,
Dertlerimin dermanıdır, güzelim Zile.

Kışın ev sahibi hep soğukluk çıkarır,
Köme, tarhana, döngel; ağızın sulanır,
İçmezsin üzüm suyunu; bazen kalır;
Yaz, kış, her mevsimde güzeldir, canım Zile.

Hastanenin bahçesinde, Muharrem Dede,
Şeyh Ahmet, Hüseyin Gazi ve Arap Dede.
Hem bekçisidir Zile'nin; her deva, derde,
Erenler, evliyâlar otağıdır Zile.

Çıkıp kaleye, seyrettik şöyle bir Pazar;
Zile'nin kalesi; sanki bir tarih yazar!
"Geldim, gördüm, yendim" demiştir meşhur Sezar.
Yurdumun ortasında, bir tarihtir Zile..
 
Ösledim mi ne Göz kırpma

GAZETELER

Zaman www.gazetealemi.com Yeni Safak www.gazetealemi.com

            Gazeteyi okumak için üzerine tıklayınız . 

BAŞIMIZ SAĞOLSUN

ŞEHİT AİLELERİNE ALLAH DAN SABIR DİLİYORUM 
 BİR AİLE DÜŞÜNÜN KARDEŞLER  ARASINDA KAV GA EDEBİLİR FARKLI GÖRÜŞTE, FARKLI YAŞANTILARDA OLABİLİR   ANCAK DIŞARDAN BİR SALDIRI OLDUĞUNDA BİRBİLERİNE KENETLENİR KÜS OLANLAR UNUTUVERİR VEAİLESİNİ SALDIRILARDAN KORUMAK İÇİN TEK YÜREK VE TEK BİLEK OLURLAR, ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR DERLERYA ATEŞ TÜRKİYE NİN İÇİNE DÜŞÜYOR ACIYI YÜREKDEN PAYLAŞIYORUZ
 EVET İŞTE BİZ TÜRKİYE OLARAK KOCAMAN BİR AİLEYİZ KİMSENİN BİZİ YIKMAYA BÖLMEYE GÜCÜ YETMEZ AKSİNE BU TÜR SALDIRILAR BİZLERİ BİRBİRİMİZE BAĞLAR BİZ DAHADA GÜÇLENİRİZ
 
^^BAYRAK İNMEZ  VATAN BÖLÜNMEZ ^^    
VATAN SANA BİR DEĞİL BİN CANIMIZ FEDA.        
CAN MI İSTİYOSUN ,İŞTE BURDAYIZ .. TOPRAK MI İSTİYORSUNUZ,CANINIZI ALIRIZ!!!!!!!
Millet,vatan aşkı verilmiş sere
Bir ölür insanım,doğar bin kere
Yirmilik yiğidim düşerken yere
Aldırmayıp suskun durana lanet
 
Bu toprakda doğup,ekmek yiyeni,
Sırta ihanetten urba giyeni,
Memleket hakkından hak istiyeni,
Vurandan hesabı soranan lanet
 
Nice canlar feda olmuş vatana,
Borcumuz var,şehit yatana.
Arkadan namertçe kurşun atana,
Mehmet'ime pusu kurana lanet.
 
Bu şiir http://uzakdost.blogcu.com dan alıntıdır
yüreğine sağlık
 

NEDEN NAMAZ KILMIYORUZ

Lütfen burada yazdıklarımı sonuna kadar okuyun ve biraz düşünün...

Neden namaz kılmıyorsun???


namaz kılmamak için bir sebebin mi var yoksa?

ne olabilir ki namazdan önemli olan sebep???

dur ben tahmin edeyim:

namaz kılacak vaktin yok değil mi?
ama onlarında yok tu !
 
ya bedir savaşına ne demeli:

savaş hiç durulmuyordu aksine gittikçe kızgınlaşıyordu, bu arada ikindi vakti çıkmak üzereydi, ama kılacak zamanda yoktu karşında en az on katın düşman vardı.

kenara çekilip te namaza duramazdın, ya da namazı kılmıyacaksın di mi bence en kolayı bu...

ya onlar ne yaptı Peygamberimiz 300 kişilik ordusun ikiye ayırdı yarısı geriye çekildi diğer yarısıdaha ileri atıldı ve daha bir kuvvetle savaştı,
ve geriye çekilenler Peygamberimizin imamlığında namazı kıldılar, bitince de digerleri ile yerdeğiştirip onlar savaşmaya başladı diğerleri geri çekilip yine Peygamberimizin imamlığında namazı eda ettiler...

sence onların zamanı var mıydı? ya da bunların?...



AMA  O ZAMAN BU YOK TU DEĞİL Mİ ?
bunlara on dakika ara verip namaz kılmıyorsun değil mi?
.
eee tek sebebin bu mu yani? başkaları da yok mu?

hem vakit bulsan bile nerde kılacaksın ki namazı yer yok ki evde değilsin zaten başka yerde yok değil mi?

sence onların yeri var mı?

bu da tutmadı başka yok mu bahanen?

ya da yolculuk yapıyosundur değil mi, kılacak yer yok ki olsa kılardın...

peki onların var mı?


bu da olmadı galiba?

ya da çok yoğunsundur, çok işin vardır hiç ayıracak vaktin yoktur değil mi?

onların da işi çok ama bi on dakika ayırabiliyorlar
ama senin bir dakikan bile yok değil mi?

bir düşün bakalım bu kadar vakti ne için harcıyosun, dünyalık için değil mi?
iyi para kazanıyım, rahat yaşıyım, param pulum olsun hepsi bunun için mi?
bir daha düşün sen önce kim götürmüş bir bez parçasından başka bir şey, orada rahat etmek için kim biriktirebilmiş veya götürebilmiş kazandıklarını?
oraya gittiğinde ilk sorulacak soru ne biliyor musun?
yaa o zaman ne cevap vereceksin, vaktim yok diyemezsin, yer bulamadım diyemezsin, işim vardı diyemezsin değil mi?

belki şunu dersin: "bu kadar çabuk beklemiyordum ölümü yoksa kılacaktım ileride namazımı kaza namazıda kılacaktım"...ama senin yaşın genç daha yaşlanınca kılarsın değil mi hem o zaman bol bol vaktinde olacak,
ya yaşlanmazsan...

ya sen namaz kılmadan, senin namazını kılarlarsa...

bunlar kadar genç misin sen,ama bak onlar kılıyor neden?

namaza yetişmek için koşan bir çocuğa Hz.Ömer "sen daha çocuksun bu kadar telaş etmene gerek yok sen daha küçüksün namaz sana farz değil"demişti,
ve çocuk demişti ki:"Amca, amca! Bu işin büyüğü küçüğü olur mu? Daha dün mahallemizde bir çocuk öldü. Üstelik benden de küçüktü. Ölüm denen gerçeğin büyük küçük ayırdığı yok. En iyisi her yaşta buna hazır olmalı. Hem bu yaşta Namaza alışmazsam, büyüyünce kılmak zor gelebilir.
sen hala gencim de...
aaa olmadı hastasın değil mi onun için kılamıyorsun, özür dilerim...

ama iyileşmen için namaz kılman gerektiğini biliyor musun? öyle dememiş mi Peygamberimiz"namazda şifa var" kalk bir kıl bakalım namazın hastalığın kalıyor mu o zaman???
ama ayakta duramıyorsun değil mi? oturarak kıl,
oturamıyosun da(yatalaksın) kafanla kıl o zaman,
yoksa tamamen felç mi geçirdin (şimdi yırttın galiba) zannetme ki yırttın o zaman da gözlerinle kıl bak bu kadar kolaylık var, eminim başka bahanelerin de vardır...değil mi?

yaaa boş ver hem sen niye namaz kılacaksın  önemli olan kalp değil mi? senin kalbin temiz kılsan ne olacak ki?

O Güzeller Güzelinin kalbi kapkara mıydı, pislik içinde miydi de, ayakalarının altı şişinceye kadar namaz kılardı?

eee gördün mü kalbin Efrendimizin kalbinden de mi temiz acaba???
değil, değil mi?
bu da olmadı var mı başka bahanen kalmadı mı yoksa uyduracak bir şeyler?

tamam hepsini kılamıyorsun bari bir iki vakiti kıl olmaz mı?

oda mı yok?

bahanelerini dinleme(me)k isterim veya dur bunlarıda ben tahmin ediyim...
sabah namazına uyanamıyorsun, sabahın köründe kim kalkacak ki uykunu mahvedeceksin değil mi?

ya böyle bir ilan görsen ne yapardın acaba?

ama gitmezdin değil mi değmez onun için felan uykunu bozmana, sen mi gitmeyeceksin yalan bari söyleme ilk sen olmak için geceyi orda geçirirdin
olmadı, gelelim öğleye, off öğle vakti o kadar telaşede namaza vakit mi ayırcaksınbir sürü işin gücün var yetişemiyorsun zaten, bir de namaz hiç olmaz bu kadar işin arasında  namaz mı olur?

ama yemeğini yemeden öğleyi geçirmiyorsun belkide zevkini çıkara çıkara 1 saatte yiyosun yemeği değil mi, yemek daha önemli değil mi???

ya ikindin ne olacak??

dur şimdi zaten yoruldun bütün gün işler hala bitmedi bu yorgunlukla namazını felan kılamazsın, ama dedim ya az önce bir daha diyeyim ne demiş Peygamberimiz"hasta mısın, yorgun musun, çaresiz misin,... o zaman namaz kılda geçsin bunların hepsi...
ya akşam namazı???

oooo sende yaaa daha eve gidilecek, yemek yenilecek, zaten akşam vaktide kısa yetişemiyorsun değil mi?
evine 10 dakika sonra girsen ne olacak kaçmıyor ya ev, ama vakit gidiyor bir daha bulabilecekmisin o vakti???

yatsı namazını hiç sormuyum değil mi?

o saatte namaz mı kılınır insanın uykusu geliyor uykulu uykulu namaz kılınmaz ki...

ama nedense başka zamanlar uykun gelmiyor, mesela bunlara bakarken hiç uykun gelmiyor değil mi?






eee bunlarda olmadı vakitlerin birinden bile sıyıramadın yakayı,var mı başka bahanen benim aklıma bu kadarı geliyor, seninde aklına gelmiyor değil mi? kalmadı çünkü başka bahane... aslında var ben sana söyleyim mi üstelik bu sefer kesin kurtulursun namaz kılmaktan(zaten kılmıyosunda) üstelik bir tane değil, ne mi dur söyleyim:

1 : ÖLÜ İSEN

2: DELİ İSEN

3: ÇOCUK İSEN

4: HAYVAN İSEN

5: KAFİR İSEN

ne dersin sıyırdın bu sefer ha?

ama yok, nasıl olur sen ölü veya deli değilsin, üstelik kocaman adamsın ve insansın, Allah korusun kafirde değilsin eee demek ki neymiş namazdan kurtulamazsın................


sana sesleniyorum ey insan boşver sen nefsini o zaten hiç namaz kılmak istemez ki sen dinleme onu bak yukarda birden sıraladı bahaneleri sonuç ne peki? koskoca bir hiç. yani gel namazını kıl uyma sen ona yoksa sende mi uyduracaksın bahane ama kalmadı ki bahane, niye mi namaz kılacaksın? dur onuda söyleyim:

sen müslümansın degil mi?(elhamdülillah) eee kanıtın ne nasıl ispatlarsın bana müslüman oldugunu, tabi ki namaz kılarak islam demek namaz demektir namaz dinin direğidir onun için...

bir de gözünü çevirde bak etrafına


bu güzellikleri Yaratan övülmez mi, ona sana verdiği binlerce nimet için şükredilmez mi, tabi ki şükredilir bu da en güzel şekli olan namazla olur, hem sen namaz kılmakla Allah'ı yüceltemezsin O zaten Yüceler Yücesi , sen ancak Rabbimin katında kendini yüceltirsin...

tamam sen boşver hepsini sen bunlara da mı acımıyorsun



Yüce Allah buyurmuyor mu:

"namazdan sonra edilen dua reddolunmaz" diye, haydi onlar için başka bir yapmıyorsun(yapamıyorsun) madem en azından dua et...

 
hem bak doğada herşey ona secde ediyor sen daha ne duruyorsun





şimdi gel ne dersin artık başlayalım mı namaza?

haydi mevlanaca namaz kılmaya var mısın?

onun gibi secde ede ede seccadeyi lime lime etmeye var mısın?

veysel karani gibi geceleri gündüzleri namazla geçirmeye var mısın?
öyle güzel bir namaz kılarmış ki mübarek bir geceyi sadece kıyamda, bir gece sadece ruküda, bir gece sadece secdede geçirirmiş...

Hz. Ali gibi, savaşta yediği okun acısından çıkaramıyorlar, ancak Hz. Ali namaza durunca çıkarıyorlar hem de kılı bile kıpırdamıyor, soranlara da "biz namaz kılarken can kuşumuzu salıveririz" demiş, var mısın böyle namaz kılmaya?

Hz.Rabia gibi, gözlerinde yaş kalmayıncaya kadar namaz da ağlamaya var mısın?

ve O GÜZELLER GÜZELİ, namazı en güzel kılan O kimse onun gibi Kılamazdı, varmısın onun ümmeti olarak namaz kılmaya?

biliyorum sen onlar gibi namaz kılamazsın, onlar gibi olsan zaten bahane uydurmaz, namaz kılmak için kendine yollar arardın bu zamanda...

nasıl mı namaz kılacaksın?

öyle bir namaz kılacaksın ki ezanı okuyan Bilal-i Habeşi olacak, namaz kıldığın yer Mescid-i Haram(KABE) olacak ve imamın Hz. Muhammet Mustafa olacak ve Hz. ebubekir, Hz. Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza duracaksın....

öyle bir namaz kılacaksın ki, sırat köprüsünün üzerinde olacaksın aşağısı cehennem ve karşında YÜCELER YüCESİ ALLAH TEALA ve meleklerle saf tutarak...

öyle bir namaz kılacaksın ki mevlana'ca:



Namaza tekbirle girmek,"İlahi,biz Senin huzurunda kurban olduk !" demektir. Tekbir getirerek kurban kesildi ğibi, tekbirle namaza başlamak da, "Allah'ım canımız Sana feda olsun!" anlamındadır.

Namazda kıyama durmak, Allah'ın huzurunda kıyametteki muhasebeyi hatırlatır. Kul, biraz sonraki hakkıyla yerine getiremediği kullundan ve işledği günahlardan dolayı, utancından ayakta durmaya dermanı kalmaz, rükuya eğilir.

Başı rükuda iken"Hakk'ın suallerine cevap ver" diye İlahi ferman gelir. Kul, rükudan başını mahcup olarak kaldırır. Ayakta duramaz, yüzüstü secdeye kapanır.

Tekrar ona,"Secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver" diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde başını kaldırsa da, tekrar yüz üstü kapanır.

O agır yükün tesirinden dizleri üstüne çöker. Sağaselam verir; Peygamberler ve melekler tarafına bakar, onlardan şefaat talep eder. Onlar şöyle derler: "Çare ve yardım günü geçti. Çarei ancak dünyada olabilir. Orada salih amellerdebulunmadınız, o günler getti.". Sola selam verir; akraba ve yakınlarının tarafına bakar. Onalardan da bir fayda göremez. Herkesten ümidini kesince, dua için iki elini kaldırır.
 
"Ya Rabbim, herkesten ümidimi kestim. Kuluna melce' ancak Sensin. Senin rahmet ve mağfiyetine sınır yoktur"der.



Aslında sen namazı Kabe'de kılıyorsun biliyor musun? evet sen o safın içindesin aslında, ilk saf Kabe'nin etrafını çeviren ilk halkadır ve sende gittikçe büyüyen bu halkanın içindesin bu safın içindesin sen namazı orda kılıyorsun sadece biraz arka saflardasın o kadar, inşallah ön saflarda da kılmak nasip olur...

var mısın böyle namaz kılmaya?

hadi ey kalbim durma artık tövbe et ve Yaradanına en güzel hamdını sun, temizle kalbini pislikten, dünyalıktan ve kula yakışır bir şeklide MEVLA'ya yaklaş...


hadi be ruhum hadi be kalbim uymayın siz o nefsime o hep konuşur ve sizi kötüye götürür, siz ondan güçlüsünüz, siz ona hükmedersiniz hadi kırın onun gücünü

biliyorum yapacaksın sen bunu hadi o zaman bak Bilal-i Habeşi ezanı okumaya başladı


haydi şimdi namaz zamanı, haydi şimdi kurtuluş zamanı...

KURTAR KENDİNİ...

Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, gece ayakları Şişinceye kadar namaz kılardı. Ona, - "Ey Allah´ın Elçisi! Neden kendini bu kadar yoruyorsun? Oysa Allah senin geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlamıştır" dedim. Bana şu cevabı verdi: - "Âişe! Şükreden bir kul olmayayım mı?" (Müslim)                                                                  
                                                                          DUA
                                                             

Afferder Misin Allah´ım ?..

Yüklensem günahlarimi sirtima

Tüm mahcubiyetimi alsam yanima

Biraz da utanc duyarak kapina

Gelsem affeder misin Allah´im ?..

Gözlerim dolu yaslarla

Günahlarimin verdigi pismanlikla

Ama beni affedecegin umuduyla

Gelsem beni affeder misin Allah´im ?..

Verecegim hesabin korkusuyla

Benden geriye kalmis günahlarin tortusuyla

Ama Rabbim sana duydugum büyük askla

Gelsem beni  affeder misin Allah´im ?..                                                                                                                                                              

Hatalarimi bilsem de bas koydum yoluna

Sen çok affedicisin bagislayicisin ama

Benim de günahlarim çok fazla

Böyle iken Gelsem kapina affeder misin Allah´im?..

Belki yüzüm yok gelmeye

Ama baska yerim yok gitmeye

Kalbimde ki sonsuz sevgimle

Gelsem beni affeder misin Allah´im ?..



NEDEN BEN DİYENLER İÇİN

Brenda, bir dağa tırmanmak istiyordu. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetti. Aniden boşalan ip, hızla Brenda'nın gözüne çarparak lensini düşürdü..

Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens, yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca... Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. "Allah'ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et."

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mı?" diye bağırdı."

Brenda'nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:

"Allah'ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..."

"BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM" demeyin...
ALINTIDIR
Geçen Perşembe bir hanım geldi, yanıma oturdu ve;

“…Sohbet içinde; “İncinme incitenden, gelmeyene gidin, birbirinizi Allah için sevin..” dediniz ya..
Ben çok inciniyorum incitenlerden ne yapmayalım?” dedi..

Ama der demez de akıverdi gözyaşları Anlaşılan epey dolmuş, çok incinmiş..

Hemen elini tuttum önce, sonra da kucaklayıp, öptüm onu

Ve dedim ki;

-Bak sana iki SIR vereceğim, anlarsan ve uygularsan artık hiç kimse seni incitemez

Kulak kesildi bana..Umutsuz gibi, ama gözlerinde bir pırıltıyla

-Hani daha önce anlattım ya sizlere günah konusunda:

-Her insan İslam fıtratı üzere doğar, tertemizdir ve yüce Yaratıcı O Vahhab, içine tüm esmasıyla olası bütün güzellikleri işlemiştir..Kişi dünyaya geldiğinde isterse fıtrat üzere kalır, isterse de bozar yaradılışını, nefsine zulmeder, gurbetlere atar kendini demiştim ya..

İşte canım, gel bunu açalım birlikte;

Kainatta yaradılmış her şey Allah’ı tesbih eder kendi lisanlarıyla, canlı-cansız her şey daim tesbihtedir değil mi?

Bu haliyle “Kainat büyük bir mescid gibidir” diyebiliriz;

Yani her şeyin yüzü O’na dönük, her şey O’nu anmakta, yanmakta..

Şimdi; İnsan günah işleyince, başta kendi hususi dairesi olmak üzere, tüm kainatla çelişiyor..

Nasıl mı?

Kainattaki zikir zincirini kırıyor..

Öyle ya, her şey Yaradan’ını tesbih ederken, o kendini gurbetlere atmış, zikir halkasını kesmiş..

Günah böyle bir şey işte..Her günah işleyen kişi, o muhteşem halkayı zorluyor ve koparıyor..

O zaman eşya yani tüm kainat ve içindekiler, o kişiye yabancılaşıyor, yol vermiyor..

Gurbetlerin bir açılımı da bu..

Yani günah, kendisiyle zıd düştüklerinle zoraki yaşamak-yaşayamamak aslında..

Hani büyüklerden birisi demiş ya;

“Ben günah işlediğimde, bineğimin ve hanımımın huysuzluğundan hemen anlarım”

İşte SIR burada canım..

Bunu kavrarsan, başına gelen olaylarda ya da seni incittiklerinde, gayrına değil de nefsine yönelir sorgularsan hiç incinmezsin

“Bana neden böyle yaptılar?” “Neden böyle oldu” değil,

“Ben ne yaptım ne halt işledim ki böyle oldu” diye içe dönük sorgu

Rabbimiz de böyle demiyor mu? Bak ayete;

“Başınıza gelen her musîbet, işlediğiniz günahlarınız (ihmalleriniz ve kusurlarınız) sebebiyledir, hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder.” Şura-30

İşte gayrısından İncinenler, hep dışındakileri sorgulayanlardır.

İnsan bu sırrı kavrar ve O’na tam kul olursa, Yaradan tüm dünyayı ona musahhar eder, her şeyi emrine verir,

Sevdiğini kainata sevdirir, memnun olduğunu memnun eder

Sen Allah için olursan, O da senin için olur yani

İkinci SIR Her yaptığını Allah için yapmak..

Sadece O’nun için..

Eğer böyle yaparsa kişi, ne teşekkür bekler ne de takdir..

Ne alkış ne de övgü

Neden?

O’nun için yaptı çünkü, karşılığı da O’ndan olacak, O’nca olacak

İşte bu sırrı kavrayan asla darılmaz

Eşi olsun, patronu olsun, arkadaşı, çocuğu, komşusu..

Kim olursa olsun, hiç kimseye darılmaz ..

Ha, gelmesin mi teşekkür hiç

Hani insan hep meftundur ya peşin karşılıklara

Gelirse nurun ala nur olur

Ama bu mertebede, gelse de gelmese de etkilenmez kişi

Bunun için de, her işe başladığında “Allah’ım senin için” demeli, öyle yola çıkmalısın;

Bu niyetle yaptığın tüm işler, attığın her adım seni yüceltecek, hem burada hem de ötelerde,..

Adetlerin ibadetlere dönecek ve kazanan sen olacaksın, kendini O’na mal etmenden ötürü..

Hani derim ya hep; “Allah katında değerini öğrenmek istiyorsan; İçine bak! O, sende ne kadarsa”

O seçiyor kullarını “innallahestafa” sırrınca

Sen de aday ol O’na

“Ben” de, parmak kaldır, kendini beğendir O’na

Bak kendini beğendirmek için bir ömür çırpındıklarından nasıl inciniyorsun..

O'na sevdir-beğendir kendini ki seçilesin, Kul ol ki SULTAN olasın..

Karanlıkta uzaktan bir kıvılcım görmüşcesine tebessüm etti

Ama düşünecek biliyorum ve ererse sırra, tüm dünya güzelleşecek

Ve erersek sırra dünya güzelleşecek
 
http://yurekyanginlari.blogcu.com/ adresinden alıntıdır. Yüreğine sağlık, Allah ondan razı olsun...

UTANIYORUZ EFENDİM

Ey gözümün nuru, gönlümün sürürü, başımın tacı sadrımın ilacı, dertlerimin dermanı, varlığımın sebebi, âlemlerin Seyyidi Peygamberlerin Efendisi Mekke'nin yetimi, Medine'nin biriciği. Ümmetinin şefaatçisi, kurtarıcısı, Mevlamın habibi...

"Anam babam sana feda olsun" diyenlerin sertacı. Ariflerin medetkari, günahkarların ümidi, aşıkların iniltisi, ahları, firakları. Yunus'ta sevgi, Mevlana'da aşk, Es'ad Erbilli'de ateş...

Ne kalemin, ne kalem tutanın cüreti var, hali var, dermanı var... Ne Mekke'yiz hüznüne ortak, ne Medine'yiz bağrında sımsıcak. Ne Hira, ne Sevr, ne de hörgücünü, eğerini, seferini kıskandığım Kusva...

Ne "Hayatım da, malım da senin için değil mi Ya Rasullah" diyen Ebu Bekir'im. Ne de "O söylediyse doğrudur" Sıddık teslimiyetiyim. ..

Ne "nefsimden de seni fazla seviyorum" diyen Hattab oğlu Ömer'im... Ne de ilim kapısı Ali Kerremallahü Veçhe ve ne de "bir kızım daha olsa verirdim sana ya Osman" Zinnureyn'nim. Ne daha hayattayken, hasretinle yanmış kavrulmuş Sevban'ım ne de sevdanla Habeşistan'a Medine 'ye giden Muhacir. Ve ne de ağustos sıcağında rahmet bekler gibi seni bekleyen Ensar'ım... Ne anlık firakınla inleyen ağlayan, adeta çatlayan hurma kütüğü, ne de hiç unutamadığın eşin Haticetül Kübrayım... Ne Bedir'de çektiğin kılıç, ne de Uhud'da kanayan yara, şehid olan mübarek dişim... Ne gövdesini, mübarek vücudunuza siper eden Hz. Talha, ne de Allah için çekilen Seyfullah'ım. Ne Taif'te taşlanan acıyım, ne Ebu Cehil'e tebliğdeki kahramanım.

Ne devesinin üzerinde iki büklüm kul gibi kul olarak Mekke'ye girenim, ne de "Ya Bilal Ezan-ı Muhammediyeyi okuda ferahlanalım" diyenim.

Ne Şahid ol YARAB

Şahid ol YARAB


Şahid ol YARAB

diyerek yüzbinlere ulaşan sesim.


Ne de yüz binlerle sahabenim...


Ne dizinde refik'i Ala'ya diyenin zevcesi Ayşe.


Ne de "bu ellerde artık Ezanı Muhammediyeyi okuyamam diyen yanık sesli Bilal'im...


Ne seni sımsıcak saran Medine'nin şerefli toprağı.


Ne de Kubbeyi Hadranım EY HABİB...


Ama; günahlarımla,


karamla,


isyanımla


aczimle


tek sermayem SENİ SEVİYORUM EY EFENDİM !


Lütfen kabul buyurun.


İstirham ediyor


Yalvarıyor


Tek şey istiyorum.


Bu da bizden, bu da ümmetten, bu da kardeşlerden deyin


EY HABİB...


Perişanız,


Dağınığız,


Gevşeğiz...


Tamam... Ama, 1422 yıl uzağına düşen ahir zaman ümmetiyiz. Lütfen, istirham ediyorum, bu uzaklığı şefkatinle kucakla bağrına basıver, yıllar erisin asrı saadette komşu olalım EY HABİB...


KADER; 1422 yıl uzağa düşürdü


KADER; bizleri sahabe yapmadı


KADER; nur cemalini göremedik.


KADER; nübüvvet mührünü öpemedik.


KADER; sohbetini dinleyemedik.


KADER; abdest suyunu paylaşamadık.


KADER; Rayihanı doya doya içimize çekemedik, ne gelir elden YA HABİB!


EFENDİM...PEYGAMBERİ M... HERŞEYİM...


Ravza'dan bakıyor halimize üzülüyorsun.


Ya da garip ümmetin Seni üzüyor...


Belki de bunlar benim ümmetim mi(!) diyorsun.


YA HABİB,


Seni şaşırtsak da


Seni üzsek de


Bize üzülsen de


Evet biz Senin ÜMMETİNİZ YA HABİB!


Kapında iki büklüm,


Gözlerimiz yere çakılı


Yüzümüz mahcup ve kara


Hem af bekliyor, hem işaret YA HABİB!...


Bir nazar, bir teveccüh, bir himmet YA HABİB!...


Zilletten, izzete


Yıkımdan kıyama ölümden hayata YA HABİB!...


"Nur tamamlanacak"


AMENNA VE SADDAKNA.


Nuru tamamlayan ümmetin biz olalım, lütfen lütfet YA HABİB!...


Parasız, pulsuz bir geda...


Bir canım var, sana feda...


Nasip olur mu, çıksam yola


RAVZA-YI MUTAHHARA-YA. ..


Ne yüzle geldin! Der misin?
 
Gözümün nuru!...Yaradılış sebebim!...
Gönlümün huzuru!...Sevgili Peygamberim!...

Kalemi elime aldım...Bu kez sana yazıyorum.Ama gözlerim buğulu camlar
gibi,satırları göremiyorum!...Ellerim titriyor...UTANIYORUM!..Evet,
utanıyorum Sana yazmaya!...Biliyorum Ya Resulallah (s.a.v.)...Adının
anıldığı her yerdesin!..Bu halimle huzurunda olmaya utanıyorum! Beni
huzuruna kabul eder misin?

Ben, bir zamanlar cihanı titreten Osmanlı'nın torunuyum.Ama şimdi Senin
mübarek ruhunu inciten hakaretleri yapanlara ,bir "özür" bile diletemediğim
için utanıyorum...Seni o insanlara tanıtamadığım için,adını diyar diyar
ötelere taşıyamadığım için utanıyorum...Sana saygısızlık edenlerin tepesine
balyoz gibi inemediğim için, seni ve Rabbimin Seninle gönderdiği "Yüce İslam
Dinini" lâyıkıyla temsil edemediğim için utanıyorum....

Ya Resulallah (s.a.v.)!...Hani bir gün sahabelerinle oturmuş sohbet
ediyordun.Onlara "ahir zaman"dan bahsediyordun.Ve ahir zamandaki ümmetin
için "Kardeşlerim" demiştin.Sahabelerin sormuştu: "Ya Resulallah kardeşlerin
biz değil miyiz?" Demiştin ki . "Siz arkadaşlarımsınız.Kardeşlerim ahir
zamanda gelecek olan ümmetimdir."

Ya Resulallah ( s.a.v.)!..Bizi bu gamsızlığımızla, bu vurdumduymazlığımızla
ve bu dünyaya tutkun halimizle "kardeşlerin "olarak kabul eder misin?Beş
vakit minarelerden okunan ilahi çağrıya sağır oluşumuzla,Kur'an-ı Kerim'i
okuyamaz, okusak bile anlayamaz,anlasak bile hayatımıza uygulayamaz
halimizle de bize "kardeşlerim" der misin?

Kur'an-ı Kerim'de övülen gün...Fetih günü...Ulubatlı elinde sancak surlara
tırmanıyor.Yağmur gibi ok yağıyor üzerine...Ama o bir kez "Ya Allah!
Bismillah!" deyip yüklenmişti surlara!Kimse durduramazdı O'nu!..O kadar çok
yara almıştı ki bir ara sendeledi...Tam düşmek üzereyken bir el tutup çekti
onu yukarıya...Ve Ulubatlı sancağı dikti surlara!...Sancağımızı surda
dalgalanır gören askerimiz coştu...Bu coşkuya dayanamadı surlar!...Ve
İstanbul artık sonsuza kadar bizim olmuştu!...

Fatih Sultan Mehmet ,Ulubatlı'nın yanına koştu.O'nun başını dizlerine koydu
ve gözyaşlarına hakim olmaya çalışarak "Hasanım! İstanbul'u almak seni
kaybetmeye değer miydi?"dedi...Ama Ulubatlı'nın yüzünde güller açıyordu.Bir
nur vardı simasında...Belliydi Nur'la karşılaştığı....Dedi ki:" Padişahım!
Surlara tırmanırken bir ara dengemi kaybettim.Tam düşmek üzereyken bir el
tutup çıkardı beni surların tepesine...O el Resulallah'ın (s.a.v.)
eliydi!...Bakın şu anda yüzünde büyük bir mutlulukla surların üzerinde
dolaşıyor...Padişahım!...Bu manzara için bir değil bin Hasan feda olsun!..."

Ya Resulallah(s.a.v)!...Elimizde Senin sancağın,nefis surlarımızı aşmaya
çalışıyoruz biz de...Dünyanın câzibedâr okları yağıyor üzerimize her
yandan!...Ha bire sendeleyip duruyoruz...Kayıp düşmemiz an
meselesi...Farkındayız Ulubatlı'nın imanı yok yüreğimizde...Utanıyoruz bunu
söylerken ama...Ya Resulullah (s.a.v.) ,bu halimizle ,bizim de elimizden
tutar mısın?Düşmek üzereyken bizi de kurtarır mısın?

Hani bir gün Hz. Ebubekir(r.a.),bir bardak soğuk su istemişti
yanındakilerden...Suyu içtikten sonra ise hıçkırıklara
boğulmuştu...Etrafındakiler de O'nunla birlikte ağlamaya başladılar nedenini
sormadan...Hz. Ebubekir biraz sonra dedi ki:

"Neden ağladım biliyor musunuz?Bir gün Resululah (s.a.v ) ile
oturuyorduk.Eliyle bir şeyleri itiyor gibiydi.Biraz sonra bunun sebebini
sorduğumda dedi ki:

"Dünya bütün güzelliği ile karşımda temessül etti ve kendini bana kabul
ettirmeye çalıştı.Elimle onu itiyordum. Sonra kenara çekildi ve dedi ki:"Sen
beni kabul etmesen de , senden sonrakilere kendimi kabul ettireceğim."."

İşte şimdi bu bir bardak soğuk su ile dünya bana kendini kabul ettirdi
korkusuyla ağlıyorum."

Ya Resulallah (s.a.v.)!...Dünyadan "bir bardak soğuk su "kadar zevk alıp da
bundan pişman olan bu yüce ruh karşısında ve dünyanın bütün zevklerini
elinin tersiyle itişin karşısında; dünyanın kendini bize nelerle kabul
ettirdiğini görüp utanıyoruz!...Utanıyoruz ama, Senin doğduğun andan,
Rabbimize kavuştuğun ana kadar "Ümmetim" diye inleyişine ümidimizi
bağlayıp,yine de diliyor ve dileniyoruz...Bu halimizle de bizi "Ümmetin"
olarak kabul eder misin?

Bir savaş sonu Hubeyb b.Adiyy (r.a.),kafirlerin eline esir düşmüştü ve ona
sormuşlardı idam sehpasında:

"Senin yerinde şu an Muhammedin olmasını ister miydin?"

Hubeyb'in bu soru karşısında tüğleri ürpermiş ve: "Hayır! Allah şahidim
olsun ki, bir değil bin başım olsa hepsi O'nun yolunda feda olsun."
demişti.Sonra da "Ya Rabbi! Resulallah'a veda edemeden gelmiştim.Sen
selamımı O'na ulaştır.Esselamu Aleyke Ya Resulallah!..."diye sana selam
göndermişti...

Sen o anda ashabınla oturmuş konuşurken,birden doğrulup " Ve Aleyküm Selam
Ya Hubeyb!" demiştin.Yanındakiler ne olduğunu sorunca da gözyaşları içinde
"Müşrikler Hubeyb'i şehid ettiler.O da son anında bana selam yolladı." diye
cevap vermiştin...

Uzaklık bizler için Ya Resulallah (s.a.v)!Biz senden uzağız ama sen bize
yakınsın...Uzaklığımızdan utanıyoruz...Sana lâyık bir ümmet olamayışımızdan
utanıyoruz...Sana utanmazca saldıranların sesini kesemeyişimizden
utanıyoruz...Ve bir elimizle bir demet gülü, diğer elimizle bir avuç
gözyaşını sana sunup,özür diliyoruz senden...Özrümüzü kabul buyur Ya
Resulallah (s.a.v)...

Çağlar ötesinden,kendi uzaklığımızdan sana selam yolluyoruz...Kalbimiz
sevginle dopdolu...Belki de tek sermayemiz bu!...Ulaştır Ya Rabbi!...

Esselamu Aleyke Ya Resulallah!..

Esselamu Aleyke Ya Resulallah!..

Esselamu Aleyke Ya Resulallah!..

Dua

Ya Rabbi

 

Elhamdulillahi Rabbil alemin.
Essalatu vesselamu ala Rasulina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.
Amin.

   Bir adı da "el-Vedûd" olan, sevginin, aşkın kaynağı, seven ve sevdiren Rabbimiz! Bütün isimlerinle Seni anıyor ve "Birbirinizin birbirinize sevgisi, işte O'nun nurudur." diyenin muhabbetiyle Sana iltica ediyoruz.
   Ey bütün sessiz yalvarışların sahibi! Sıkıntılarımıza karşı hazırlığımız, musibetimiz anında ümidimiz, yalnızlığımız anında arkadaşımız, gurbetliğimizde dostumuz, nimetimiz anında sahibimiz, kederimiz anında ferahlatıcımız, ihtiyacımız anında yardımımıza koşan, zor durumumuzda sığınağımız, korkumuz anında yardımcımız, şaşkınlığımız anında yol göstericimiz!
   Ey kalpleri nurlandıran, süsleyen, kalplerin sevgilisi Rabbimiz!
   Bizim her şeyimiz Sensin. Bize, bizi arındıran, Senin muhabbetine döndüren, Sana sevgili olmamızı sağlayan bir tevbe nasip et. Senin rızana aykırı tüm şeylerden, Senin muhabbetini ortadan kaldıran gözümüzün bakışından, gönlümüzün hatırasından, dilimizin anlatışından ve organlarımızın davranışlarından dolayı Senden afv ve mağfiret diliyoruz.
   Allah'ım! Sana isyan edene karşı ne kadar yumuşak ve sabırlı davranırsın. Sana el açıp, dua edene, sana umut bağlayana ne kadar yakınsın. Senden isteyene ne kadar sevgi ve merhametle yönelirsin.
Senden isteyen kim var ki, onu mahrum ettin? Sana sığınan kim var ki, onu himayene almadın? Sana yaklaşan kim var ki, onu uzaklaştırdın? Sana koşup gelen kim var ki, onu kapından kovdun?
   Allah'ım! Tevhidin gönlümüzde olduğu halde, bize azab eder misin? Bizi, Senin için sevmediğimiz bir toplulukta bir araya getirip toplar mısın? Muhafaza buyur ya Rab!
   Şahdamarımızdan daha yakın Rabbimiz! Yüce huzurunda buluşturduğunda sevenleri; acının, sıkıntının, hiçbir kötülüğün ve çirkinliğin olmadığı, böyle bir buluşma ne kadar güzeldir.
   O büyük buluşmada, acaba huzurunda, habibinin huzurunda bizler ne durumda olacağız? Acaba şu günahkar gözlerimiz, Seni, sevgili Peygamberimizi görebilecek mi? Yoksa kör mü olacağız? O güzel halkanın uzaklarında kalan çaresizlerden, nasipsizlerden mi olacağız? "Nasıl yaşıyorsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz." buyuruyor Rasul'ün!.. Yarimiz ol, yardımcımız ol. Hayatımıza dol, bizi Sen kuşat! Seninle yaşayıp, Seninle ölmek istiyoruz! Ölümümüz sana kavuşmak olsun!
   Rabbimiz! Güçsüzlüğümüzü ve Senin isteklerini yerine getirmedeki yeteneksizliğimizi Sana şikayet ediyoruz. Üzüntümüzü ve tasamızı da yalnız Sana arz ediyoruz.
   Özünün hakikati ve yüzünün nuru üzerine yemin ederiz ki, Sana duyduğumuz ihtiyaç, Senin zenginliğine denk! Sana olan ihtiyacımız Senin büyüklüğün kadar...
   Bildirdiğin ve gizlediğin tüm isimlerini ve Kur'an-ı Kerim'i, kalbimizin baharı, gönlümüzün nuru, sıkıntımızın ilacı yap.
   Allah'ım! Seni seviyoruz. Buna göz yaşlarımızı şahit tutacağız. Ama istiyoruz ki, bizim Seni nasıl sevmemizi istiyorsan, Seni öyle sevdir bize!
   Biz, Sana âidiz, Allah'ım! Bu ne harika bir duygu!.. Bize, küçüklüğümüzü ve hiçliğimizi duyuran, ama sonsuz güven ve mutluluğu yaşatan, o tatlı rahmetinin altında kaybolmak istiyoruz.
   Bizi sev, sevdir, sevindir! Sevdiklerinle eyle, sevdiklerinden eyle... Seni sevmeyi, Seni seveni sevmeyi, sana yaklaştıracak ameli sevmeyi bize nasib et! Senin için öğrenmeyi, yaşamayı ve öğretmeyi bize nasib et!
   Sevginle var ettiğin varlığımızı, Sana teslim etmenin verdiği mutluluğu sonsuza kadar devam ettir ki, Sana olan şükrümüz son bulmasın!
   Dokunmanı isterdik titrek kalbimize... Göz yaşlarımıza dokunmanı... Sevmeni isterdik bizi de.. İbrahim -aleyhisselam-'a "Halilim", Hazret-i Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e "Habibim" dediğin gibi..
   Ya da küçük hizmetçin, küçük kulun olmak istediğimiz için.. Seni anlatan dil, Sana ağlayan göz, Seni seven kalp olmak istediğimiz için...
   Çok susadık Allah'ım! Susuzluğumuzu gidermiyor hiçbir şey! Kandırmıyor, şu bulanık sular! Gür ve berrak bir kaynaktan, gönlümüze feyizler, nûrlar akıt, serin serin... Çok susadık.
   Allah'ım, çevremizde ve her yerde, yüreğimizi de yakan koca bir yangın var. Biz, bu kocaman yangın için bir damlacık su olmak istiyoruz.
   Allah'ım! Şefkatine ihtiyacımız var. Ellerimizle itekleyip, Sen'den gayri her şeyi, Sana gelmek istiyoruz. Kabul eder misin, içinde kara olan yüreğimizi? Şefkatine ölesiye ihtiyacımız var.
   Süslü kelimelerle dolu, bu sathi, ve bu sahte hayat, Seninle anlamlı, Senin için çalışmakla değerli... Ve insan için ancak, çalıştığının karşılığı vardır... Sen emekleri ziyan etmezsin. Bizi, Senin için çalışan, nurunun tamamlanmasına vesile olan kullarından kıl!
   Rabbimiz! İşte ellerimiz, günahlarla beraber Sana uzatıyoruz. İşte alnımız, tevbe ile Sana geldi. Dünyada da, ahirette de bizim yarimiz Sensin.
   Hayatımızı Senin rızan ile ve sevginle en güzel renk ve desenlerle nakış nakış işleyip, bir sanat eseri oluşturmak istiyoruz, Sana sunacak!...
 

   Rabbimiz, Sen avuçlarımıza düşen gözyaşlarından haberdârsın. Sen o elleri ve göz yaşlarını geri çevirmezsin.
   Sevgili Rasulün, bizim hakkımızda ne dilediyse, biz de onları diliyoruz. Bizim için nelerden sakındıysa, biz de onlardan sakınıyoruz. Bütün işlerimizi Sana havale edip, her şeyimizle Sana sığınıyoruz. Her bir şerden ve kötülükten Sana sığınıp, her bir güzeli ve hayrı Senden istiyoruz.
   Bizi, kendine dost seçinceye kadar yaşat ve aşkınla yandığımız bir anda canımız al!.. Ki ölüm, aşkın adı olsun. Ölüm, vuslatın tadı olsun.
   Ey, ateşin yakamayacağı, denizin ıslatamayacağı, ama yanmaya mecbur, ıslanmaya, gözyaşına mahkum aşk!
   Ey gecenin ve dahî asaletin, zerafetin, muhabbetin hayran kaldığı kara sevdamız, Kabe!
   Ey Ravza! Ey Efendimiz! Ey canımız! Ey yanık, en yanık hüzün!
   Ey gözyaşımız! Ey yangın yürekli Medine!
   Ey Peygamberimi seven Uhud! O'nu sevmeyi senden mi öğrenmeliyiz?
   Ve her şeyin sahibi! Sevmeye, şükretmeye, kulluğa aciz kaldığımız! En güzide yolculuğumuzun ev sahibi! Gönlümüzün sahibi! Bizlere aşkını ve "ümmeti" diye endişelenen Sevgili Habibinin muhabbetini bahşet! İstiyoruz ki, gönlümüzün inşirâhı hep sürsün!
   Allah'ım, şu anda Ravza'da, Kabe'de insanlar yana yana, ağlaya ağlaya Sana dua ve ibadetler ediyorlar. Dualarımızı ve ibadetlerimizi oradakiler gibi makbul eyle!
   Bilhassa Türkiye'de ve tüm dünyadaki mümin, mazlum, yardıma muhtaç kardeşlerimiz için de "Amin!" diyoruz. Biliyoruz ki, haberimiz olmayan ve tavır almadığımız her zulümde bizim de payımız vardır. Dualarımızla onların yanında olmak istiyoruz, onlara yardım et, ya Rabbi!
   Bizler, bu çatı altında, güzide bir ortam ve büyük nimetler içinde bulunuyoruz. Nimetin büyüklüğü altında ezilsek bile, biliyoruz ki, kadrini idrak edemiyoruz. Kadrini bilemiyoruz diye elimizden alma Rabbim!
   Afv et bizi! Senin evlerinden bir ev olan bu mekanı ve bunun gibi mekanları, evlerini, mescitlerini koruyacağın gibi, bizleri de kıyamete kadar koru...
   Rabbimiz! Bizleri Sana layık kul, Peygamber Efendimizv -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e layık ümmet eyle!
   Amin!

Not.. Dua SONSUZSONkardeşimize aittir paylaşımı için sonsuz teşekkürler :)

Dünya Ramazanlaşıyor

 
 
RAMAZAN,I ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN
 
 Hani bilirsiniz; belli marka, belli fiat, belli kalite mal satan,müşterileri belli mağazalar vardır, bizde de tüm dünyada da..

Bazen buralarda indirim olur. Normalde hiç alamayacağı mallara, bu vesileyle sahip olma lüksünü yaşar insanlar..


Ve böyle zamanlarda tam bir izdiham yaşanır oralarda..

Herkes, kaliteyi ucuza almak için akın ederler mağazalara..
Çünkü indirim vakitleri, sayılı günlerdir..

Teşbihte hata olmasın, Ramazan da Rahmanî bir mağazadır.. İçerisi, bir eşi daha bulunmayan, nadide parçalardan oluşan, sonsuz armağanlarla tıklım tıklım dolu bir Rahmanî meşher..

Evet, bu sayılı günlerde , ihlasla yapılacak her amelin karşılığı; ebedî cennet hazineleridir..

Az bir çalışmayla, belkide bir ömürde ancak kazanıbilecek hazineler…Az iş, çok yüksek ücret..

Evet, Ramazanda her iyi iş, yüzle, binle, yüzbinle çarpılıyor, katlanıyor…

Okunacak kısa bir sürenin,
Varılacak secdelerin,
Birkaç kuruş sadakanın,
Bir kap yemeğin,
Bir bardak suyun
Yüreğin en içten sızılarıyla yapılan bir satır duanın,
Hatta içten bir tebessümün,

Karşılığı;
BELKİ DE BİR ÖMÜRDÜR..
BELKİ DE BİN ÖMÜRDÜR..

Haydi ne bekliyorsunuz! Koşun!

Kaliteyi ucuza alın!

Bir ömrü bin ömür yapın!

Daha önünüzde dopdolu bir ramazan var…

YETİŞİN!!

Kimbilir belkide,

Önümüzdeki Ramazan, bizim için HİÇ OLMAYACAK

Bu son Ramazanımız belki…

Acele edelim!!!
Bu ayda;

en önemlisi oruç tutmak...


ama zaten tutuyoruz ya!


değil...


sımsıkı tutmak, kaçırmamak.


aç kalmak mı?


hayır...


açın halinde kalmak.


Allah vermeseydi halimiz nice olacak tefekkürü,


verdiği için şükür niyazı...


oruçlu iken mülayim olmak, geçim ehli olmak


ve oruclu değilken de olabildiğince bizzat o yaşadığımız gibi olabilmek...


oruc, mahrum bıraktırmak değildir; donanmaktır.


meleklere on sayı fark attğımız ender zamanlardandır.


irademiz ile emre itaattir.


yediğimiz içtiğimiz zamanlardan daha çok doyduğumuzu hissetmedikçe oruç tutmuş olmayız.


aç akbabalar gibi ölsün de konayım üstüne zihniyeti ile olmamalı iftarımız;


hazine sandığı açar gibi heyacanla olmalı...


ve hazineyi çarçur etmemek.

Bu yaşanmış gerçek bir hikaye..Mısırlı bir dava adamı olan doktor Saffet Hicazi’den dinledim bir Tv kanalında..Kendisi de, olayın kahramanından bizzat dinlemiş..

İbrahim Amca bir Türk..Fransa’da yaşıyor ve mütevazı bir bakkal dükkanı var, daha doğrusu küçük bir marketi..

O’ndan alışveriş yapan bir sürü site sakini var dükkanının çevresinde..
Her milletten, her dinden, her renk ve ırktan pek çok insanlar..

Olayımızın kahramanı Cad, 7 yaşında bir Yahudi çocuğudur..

Cad, hergün gelir ve İbrahim Amca’dan alışveriş yapar, her gelişinde de sahibine hissettirmeden(!) bir çikolatayı cebine indiriverir..

Bu aylarca böyle devam eder..

Birgün yine gelir, alışveriş yapar ama her zaman yaptığı gibi çikolata almaz, çıkar..

İbrahim Amca, arkasından seslenir şefkatle;

“Caad, bugün çikolatanı almadın ” Ve uzatır ona her zaman Cad’ın aldığı çikolatayı..

Şaşırır çocuk ve; “Biliyor muydun?” der hayretle..

İbrahim Amca başını okşar Cad’ın ve; “Sakın bir daha çalma Cad, hırsızlık büyük bir suçtur..Başkasının hakkına tecavüzdür! Buraya geldiğinde yine al çikolatanı, ama benden hediye olarak der şefkatle..

Bundan sonra Cad ile arkadaş hatta dost olurlar..İbrahim Amca 50 yaşında, Cad ise 7 yaşında bir çocuktur..Aradan yıllar geçer..Ne zaman Cad’ın bir sıkıntısı olsa, doğru İbrahim Amca’sına koşar Cad.. O’nun şefkatli sinesine sığınır; Ailesiyle, arkadaşlarıyla vb. tüm sorunlarını anlatır bu dostuna ve nasihatlarini, çözümlerini hayranlıkla dinler, uygular..

Ne zaman sıkıntıyla İbrahim Amca’sına koşsa Cad, İbrahim Amcası çekmecesinden bir kitap çıkarır ve Cad’a vererek; “Hadi aç bir yeri” der, sonra Cad’ın açtığı yeri okur, Cad’a anlatır ve sorununu böylece çözümlerler birlikte..Hayrettir ki, her defasında da teşhis ve çözümler doğrudur!..

Böylelikle tam 17 yıl geçer; Cad 24 yaşında koca bir genç delikanlı, İbrahim Amca da ötelere yürüyen bir fani..Ama dostlukları hep bu minval üzeri devam etmiştir..

Bir gün emr-i Hakk vaki olur ve İbrahim Amca, Hakk’ın rahmetine kavuşur..Ölmeden önce çocuklarına bir vasiyeti vardır İbrahim Amca’nın; İçerideki küçük Sandık olduğu gibi hiç açılmadan Cad’a verilecektir..

Cad, bu en büyük dostunun ölümüyle yıkılır..Çok ağlar, çok yanar..Artık elinden yüreğinden tutan, sorunlarına çözümler bulan, sırdaşı-dert ortağı yoktur..

Vasiyet üzerine sandık Cad’a ulaştırılır..
Ama ilk anların hüznüyle açmak bile istemez Cad..

Neden sonra yine büyük bir sorunla baş başa kalır Cad ve içinden çıkamadığı, çok daraldığı bir vakit aklına İbrahim Amcası gelir, gözleri dolar; Seslenir dostuna;
 
“Ah keşke burada olsaydın da, çözümleseydin yine, bak yalnız kaldım, bak ortada kaldım…” derken aklına sandık gelir..Koşar açar sandığı..Bir de bakar ki sandıktan, İbrahim Amca’sının eline verip açtırdığı ve okuduğu böylelikle sorunlarını her seferinde çözümlediği o Kitap çıkar..

Kur’an’dır O!..

Ama bilmez bunu Cad.. Koşar, okutmak için birini arar, herkese gösterir kitabı..Sonunda bir Tunuslu okur açtığı sayfayı ve tercüme eder Cad’a..Sorun yine çözümlenmiştir o Kitap sayesinde..

Merak eder Cad, sorar “Bu Kitap nedir?”
Tercüme eden Tunuslu; “Bu Kur’an-ı Kerim’dir, Müslümanların kitabı”

Cad şaşırır, şoktadır!
Demek ki yıllarca bilmeden okudukları, her derde deva olan o esrarengiz kitap Kur’an’dır ha?

Zerre tereddüt etmez Cad ve sorar hemen; “Müslüman olmam için ne yapmalıyım?”

Tunuslu gerekeni söyler-öğretir-yönlendirir ve Cad müslüman olur..
CadAllah Kur’an adını alır..

Hikaye burada bitmiyor..

Cadallah Kuran, öyle ilerler, öyle kendini yetiştirir ki bu yolda, sadece Avrupa’da 5000 kişinin Müslüman olmasına vesile olur..Her geçen gün artar, hidayetine vesile oldukları..

Daha sonra Cadallah Kuran, Afrika Kıtasına geçer, orada da 5 milyondan fazla kişi, sayesinde Müslüman olur..

Dr. Saffet Hicazi, Bizzat tanışır O’nunla ve hikayesini dinler, elinden hiç bırakmadığı hayli yıpranmış Kur’an’ı sorduğunda Cadallah; “Ammu İbrahim’in Kur’an’ı işte bu” der, yanında gezdirmektedir hep..

Dr. Saffet; “Niçin Afrika Kıt’ası diye sorunca da;

Açar elindeki İbrahim Amca’nın Kur’an’nını ve kabını sıyırıp son sayfasında çizili Afrika haritasını gösterir..Ve der ki; “İbrahim Amcam biliyordu benim Müslüman olacağımı ve bana işaret etti ki bu haritayla, Afrika’ya gideyim ve bu Nur’u gönüllere koyayım Rabbimin izniyle”

Yine Dr. Safet’in anlattığına göre, bir gün Nijerya dan bir heyet gelir Mısır’a, yardım heyeti..Bu heyetin sözcüsüyle konuşurken Saffet Bey, kabilesini, nerede oturduğunu vb sorar adama..O da söyleyince, “Sen der Cadalllah Kur’an’ı tanıyor musun?..

Bunu sorunca, adam çok şaşırır ve heyecanla; “Evet!” der ve “Sen nerden tanıyorsun, yoksa gördün mü O’nu, konuştun mu O’nunla?” peşpeşe sıralar sorularını..

“Evet” deyince Saffet Bey, ellerine sarılır, elini-yüzünü öper, öper gözyaşlarıyla..

Ve der ki; “Ben O’nun sayesinde Müslüman oldum. Madem bu eller O’nun elini tuttu, madem bu gözler O’nu gördü, ben sanki O’nu öpüyorum”

2004 yılında vefat etmiş Cadallah Kur’an..Rabbim mekanını cennet eyleye, amin..

Rabbim İbrahim Amca’ya da rahmet ede, O gibilerin emsallerini arttıra..
Avrupa’nın batağında bir Nur..
Dirayet, şefkat, din, ırk ayırmadan seven yüce bir gönül..
Her yaşa hitabetmesini bilen bir kocaman bir yürek,
O’na sallallahu aleyhi ve sellem benzeyenbir can..

Sana, senin gibilerine ne kadar muhtacız ya Ammu İbrahim!

Bir Arap kanalında Kur’an’ı, O’na sarılmayı, Kur’an’la amel etmenin lüzumunu anlatan bir Mısırlı Tebliğci, konuşmasının sonunu senin kıssana ayırmıştı..Gözyaşlarıyla anlattı seni..Gözyaşlarıyla dinledik..Gurur duyduk seninle İbrahim Amca!

Hele zerafetle, hiç örselemeden yetiştirdiğin fidanının, dünyanın dört bir köşesinde, ab-ı hayat dağıtması hiç olacak şey miydi İbrahim Amca?

Hele bu asırda!..Herkesin maddeye meftun olduğu, herkesin “ben ben” dediği, kendi çocuklarını bile önemsemeyip, nefsinin bitmez tükenmez arzularının peşinde olduğu şu talihsiz asırda…..

Senin amel defterin mahşere kadar hiç kapanmayacak ne mutlu sana İbrahim Amca..

Sana, senin gibilerine ne kadar muhtacız ya Ammu İbrahim!
Nefesini yolla bize, diriltici yüreğindeki o nefhaları..
Silkinip dirilelim, şu ölüm uykusundan kendimize gelelim..
İşte "Nerde eski Ramazanlar "dememek ve bu mübarek günlerden maksimum istifade için: 6 zaman ayırma ipucu ve bu zamanı kullanmak için 9 yol!
 
Vakit geçirmeden okuyun, harekete geçin! 'Zaman'ı temizleyin! Zamana adres bırakın!

1- Telefon:

Telefondaki konuşmalarınızı en aza indirmeye gayret edein. Düzenli olarak konuşmanız gerekiyorsa, bunları kısa tutun. Karşınızdaki şahsa bu ayın ehemmiyetinden bahsedin ve fırsat kaçırmadan bu aydan istifade etmek istediğinizi söyleyin. Ve onunla bu ipuçlarını paylaşın!

2- Yemek:

Bu ay İbadet ve Kur'ân ayı. Yemek yeme ayı değil. Onun için basit yemekler pişirip, ibadetlere ve Kur'ân'a vakit ayırmaya çalışın. Hanımlarına çok ve çeşitli yemekler yaptırıp vakitlerini mutfaklarda harcattıran kocalar var.. Eğer gerçekten mutfakta vakit geçirmeniz gerekirse, bir Kur'ân kaseti takın veya dilinizde zikir olsun.. [Yemekleri hızlı hazırlamak için de ipuçları bulabilirsiniz!]

3- Alışveriş:

Bayram alışverişinizi ŞİMDİ yapmaya çalışın. Ramazan'ın son on günü ibadetlere vakit ayırmamız gerekiyorken, kendimize ve çoluk-çocuğumuza yapacağımız alışverişlere harcıyoruz.Bu son on günde performans attırmalı ve Kadir Gecesi'ne hazırlıklı girmeliyiz! Bu Ramazan'ı geçen Ramazanlardan çok daha farklı yapmalıyız!

4- İftar partileri(!):


Ramazandaki iftar partileri giderek yaygınlaşıyor. Yılın diğer aylarında sosyal olmak için yeteri kadar vakit var. Bu ay bizim ayımız! Tabii ki birilerinin iftar yapmasını sağlamak sevaptır. Ama ihtiyacı olan fakir fukârayı bulup onları doyurmak daha efdaldir! Efendimiz (sav)'in hadislerinde oruç olan kişilere iftar yaptırmakla alakalı Hadis-i Şerifler bulunmaktadır..

5- Uyku:

Bu ay uykuya mümkün oldukça az zaman ayırın. İbadet ve güzel ameller işleme ayındayız. Bu Ramazan'ın son Ramazanımız olmadığını kim bilebilir? Uyku zamanlarını azaltmaya çalışın. Bu sadece bir ay geçerli, sonra normal düzeninize dönebilirsiniz!

6- Bilgisayar ve İnternet:

Hamdolsun, güzel işler yapıyorsunuz bilgisayarda. . Ama yine de bu ay bilgisayar, e-posta, forum... işlerini azaltmalısınız..



Diyelim, işlerden kısarak zaman ayırdık.. Şimdi ibadetleri düzenleyelim!

1- Farzlar:Farz olan namazları VAKTİNDE huşû ile kılmaya çalışın. Namaz vakti geldiğinde hazır olmaya bakın. Cenab-ı Hakka huşû ile namaz kılabilmek için dua edin. Ve namazda aklınıza gelen fikirlerden ve vesveselerden kurtulmaya çalışın. Namazdayken âlemlerin Rabbinin huzurunda olduğunuzu hatırlayın!

2- Sünnetler: Namazlardaki sünnetlere dikkat etmenin yanında öğle namazından önce ve sonra 4 rekat sünnet namaz kılmaya da çalışın..

İkindiden önce 4 rekat: Efendimiz (asm) buyurdular ki: "kim ikindi namazından önce 4 rekat namaz kılarsa Allah ona merhamet etsin." [Tirmizi]
Duha namazı: Eğer devamlı olarak duha namazı kılıyorsanız, rekatların sayısını arttırmaya çalışın..

3- Kur'ân-ı Kerîm: Ramazan Kur'ân ayıdır. Mümkün olan bütün dakikalarınızda bunu yaymaya çalışın. Eğer çalışıyorsanız, bir cep Kur'ân'ı temin etmeye çalışın. Kahve, mola, çay zamanlarında okumaya çalışın. Hissederek okumaya çalışın. Yavaş ve güzel bir sesle okuyun. Ve meâl ve tefsirle okumayı da deneyin.

4- Teravih ve Kıyam ül-Leyl (Gece Namazı):Teravih namazı için güzel ve uzun sureler okuyan imamlar tercihiniz olsun!

5- Teheccüd: Sahurdan biraz önce kalkıp 2 rekat teheccüd namazı kılabilirsiniz. Dua edilecek ve kabul olunacak mükemmel bir zamandır!




6- Dua: Kendinize, çoluk-çocuğunuza, eşinize-dostunuza etmek istediğiniz duaları düşünün. Her gün dua üzerine düşünün. Ve aklınıza geldikçe dua edin, günün içerisindeki makbul vakitlere gelebilir. İhlas, huşû ve Kadir Gecesi'ne erişmek için dua edin. [Hususen son on günde sizin için çok önemli şeyler için dua edin.]

7- Zikir: Günlük bir zikir seçin ve onun üzerinde yoğunlaşın. Bir zikir kitabı temin edip hemen başlayabilirsiniz!

8- Sadaka: İmkânınız olduğu kadar fazla sadaka vermeye çalışın. Özellikle çevrenizdeki fakirleri ve ihtiyacı olanları doyurmaya çalışın.

9- Son 10 gün: Ramazan içindeki ibadetleri ikiye, üçe katlama zamanı! Az uyku, çok ibadet... kılabildiğiniz kadar namaz ve edebildiğiniz kadar dua!

Huzur ve mutluluğu dünyanın her yerinde ihtiyacımızın olduğu bu günlerde kendimizin ve ailemizin huzuru için fırsat olan günlerdeyiz! Bu Ramazan eski Ramazanlarımızdan farklı olsun!

Ve unutmayın "Bu da geçer ya Hû!

Hayırlı, eskimez Ramazanlar!

 

RAMAZANDA ÇOCUK OLMAK

Teravih namazında öndeki arkadaşına "şiit lan Nuri " diyebilmektir.

Ön saftaki arkadaşının çorabını herkes secdedeyken çekebilmektir.


Hoca ..."veleddallin" dediğinde hep bir ağızdan olanca gücünle "AMİN" diye bağırmaktır..

Aralarda bir yerde "tısss" deyip kikirdemektir ve ne kadar çocuk varsa camide onları bu sesin tılsımına çağırmaktır..

Sonra otomatik komut almışçasına kikirdemeye devam etmektir.


Namazın neresinde olursa olsun bir kahramanın çıkıp selam verdikten sonra o kocaman elini ensenle buluşturması "şırank" sesini camide herkesin duymasıdır,

Ama yılmamaktır "ramazanda çocuk olmak".

Bir sonraki dört rekât arasında yine gülümseyebilmektir.


Hem de enseye tokat atan adamın koltuğunun altında.

Çünkü o kahraman amca seni çekip almıştır çocuk korosunun arasından, gel bakıyım kerata deyip, ama orası her ne kadar güvenli bir bölge olsa da Caminin o güzelim havası her yerde aynıdır.

O muhabbet sinmiştir her anına. Hangi noktada olursa olsun sen çocuktursun , hangi safta bulunursa bulun sen yine ramazanda çocuktursun..

Oruç tutmaktır ramazanda çocuk olmak, öğleye kadar da olsa.


Akşam ama herkesten önce oturmaktır iftar sofrasına. Elinde kaşık çatal herkesten çok önce beklemektir hocanın vereceği "Allahu ekber" sesini.

Eğer fazla acıkmamışsan enerjiksen ve sokaktaysan üç beş kafadar bir araya gelmek.

-"Patt" diye bağırmaktır.


Böyle yaparak iftar topunun taklidini yapmış oluyorsun aslında, ama bunu senden ve etrafındaki arkadaşlarından başka kimse bilmeyecektir.

Senin niyetin aslında bu sesle insanlara vaktin geldiğine inandırmaktır.Ama kimse bu sesi duymamıştır bile , duysa da o sese inanacak kadar inancı zayıf değildir insanların..

Ama sen inanmaya devam edecek ve her fırsatta bu numarayı deneyeceksindir.Ama ramazanda çocuk olmak zaten bunun böyle olduğuna inanmaktır.

Teravih sonraları sokaklarda olmaktır ramazanda çocuk olmak.

Takkenin hafif yana kayması kahkalarla gülmektir.

Birbirini çimdiklemek, yalandan öksürmek içindeki çocuğun "ramazan yüzünü"ortaya çıkarmaktır.

Onsuz olmaz, o olmadan olmaz çocuk cıvıltıları ve kıkırtıları olmadan kılınacak namazın tadı da olmaz.

Onlar olmayınca "ramazanda çocuk olmaz".

O çocuklar olmayınca yarınlar da ramazanlar olmaz..


 

..

 
 
 
 
 

GÜLLERİN EFENDİSİNE ( acizane bi kaç yazı)

 "Baktığımız her ufkun öte yanına hasret;
Bir ömür sürüyoruz; nereye varsak hicret... "
 

 

Hayatının ilk sırasına koyduğun,

 

En çok vaktini alan,

 

Kafanı ve gönlünü meşgul eden, ŞEY –her ne ise-

 

Ahiretin adına sana neler kazandıcak?...

 

HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ?..

 

Önünde iki yol var: NAR VE NUR..

 

Tüm vaktini sarfettiğin şey, seni hangisine taşıyacak?..

 

DÜŞÜN!..

 

Her insan ölecek yaştadır UNUTMA!..

 

ŞU AN SON DAKİKALARINI YAŞIYOR OLABİLİRSİN...

 

RABBİNE KAÇMAK VAKTİDİR..

 

UNUTMA Kİ O SANA SENDEN DE YAKIN..

 

SEN O’NU BIRAKSAN DA SENİ ASLA BIRAKMAYANDIR..

 

HERŞEY GEÇİCİ FANİDİR, O’NDAN BAŞKA..

 

VE...

DÖNÜŞLER O’NADIR..

 

HESABA ÇEKİLMEDEN ÖNCE HESABA ÇEK NEFSİNİ!..

 

O EN SEVGİLİ’YE GÖTÜRECEKLERİNLE MEŞGUL OL!..

Sevgimizi nasil ifade edebiliriz?

 

Evet Resulullah aleyhissalatu ve sellem dir kastım?

Nasıl?

Herkes kendince yüreğine ayna tutabilir mi?

Riya olsun diye değil asla, ibret olsun, örnek olsun diye inşaAllah

Sevgimizi nasil ifade edebiliriz?

O’nun izinden giderek!

Nasil olacak bu? Once O’nu tanimali, tanitmaliyiz..

Cunku tanimayan, bilmeyen sevemez..

Evet O’nun izinde olmaliyiz!

O kimi sevmis, kime “gel” demis, kime “cennet” vaadetmis bilmeliyiz tek tek..

Sonra neden onlari bu kadar sevmis ki Resul? Dusunmeliyiz..

O’nun tek gayesi neydi? Davasi!

Ve O;

Davasi icin calisanlari, davaya omuz verenleri, davasi icin olenleri..davaya kucucuk bile olsa yardimi dokunanlari seviyordu!

Bakiniz o kadar cok sahabe vardir ki siyerin kaydettigi, belki musluman olusundan cok az bir muddet sonra hatta bazilari bir kac saat sonra daha bir vakit bile namaz kilmadan sehid oluyorlar ama Resulullah onlara diyor “cennette benim arkadaslarimsiniz”

Hani bir sahabiye;  “Seni havzimin basinda bekleyecegim” demisti Saad'a..

Demek ki “O’nu seviyorum” demek kuru bir lafla olmaz..

Gozyaslariyla da olmaz..

Sadece salavat getirmekle de olmaz!

Yani yapmayalim mi bunlari? Yoo yapacagiz tabii, ama gercekten O’nun tarafindan sevilmek istiyorsak kendimize sormaliyiz;

Ben O’na benziyor muyum?

Davami yureklere ulastirmak adina ne yaptim O’nun gibi,?

Davam icin gerektiginde canimi, malimi, evladimi herseyimi terkettim mi-edebilir miyim?

O’nun gibi merhametli miyim?

Comert miyim? Vefali miyim?

Sadik miyim? Birlestirici miyim?

Ince ve latif miyim O’nun gibi?

Iyi bir idareci miyim? Iyi , caliskan bir ogrenci miyim?
iyi bir doktor, iyi bir muhendis, iyi bir neysem o muyum?

…….

Artik listeyi sonsuza kadar uzatabiliriz..

Cunku O en Sevgili herseyde EN EN EN di

Degilsem O’nun gibi…

“Seviyorum” demem neye yarar ki?

Seven sevdigine benzer! Degilse tum davasi kuru bir iddiadir!
Sallallahu aleyhi ve sellem

O, bize cok duskundu evet ;agl Acaba biz de O'na duskun muyuz?

"Yoluna olurum" diyoruz, aglayip, sizliyoruz..

"Seviyoruz" diyoruz..

O, bizden sadece Kendi yolunda olmamizi istiyor!

O'na benzememizi..

O'nun gibi, davasi ile arasina giren her engelleri; canimizla, malimizla, her ne sekilde yapabiliyorsak asmamizi istiyor..

Seven sevdigine benzer! Farkinda miyiz?

Benziyor muyuz O'na?

Duskun muyuz?

Sallallahu aleyhi ve sellem


Sevgimizi nasil ifade edebiliriz?

 

Peygamber Efendimiz’i -sallallahu aleyhi vesellem -rüyasında görmeyi çok çok arzu eden birisi varmış... (Kim arzu etmez ki değil mi?) Fazla bilgisi de yokmuş.. Hani derler ya; şu kadar şunları okursan, şöyle yaparsan görürsün falan..

 

Kalkmış bir hocaya gitmiş , anlatmış halini ve ne yapması gerektiğini sormuş..

 

Hoca gülümsemiş ve;

 

-Bu çok kolay!.. Sadece, sen benim dediklerimi aynen uygula diyerek devam etmiş;

-Hemen git 2 kilo pastırma al!.. Ve otur ye!. Fakat kesinlikle hiç su içmeyeceksin.. Ne su, ne de sıvı bir şey içmek yok.. Bu dediklerimi yap! Sabah gel rüyanı anlat!..

 

Adam zavallı, görmek istediği rüya ile pastırmanın alâkasını bir türlü çözememiş fakat yine de, hocanın elbet bir bildiği vardır diyerek, dediklerini hevesle uygulamış..

 

O gece rüyasında tabii ki buz gibi serin pınarlar, çağlayanlar, bardaklar dolusu şerbetler görmüş, doyasıya içmiş..

 

Sabah namazında koşmuş mescide, hocayı bulmuş.. Hoca mütebessim dinlemede..

 

-Ya hoca! Demiş adam, bu nasıl iştir?..

Dediğini aynen uyguladım ama sudan başka hiçbirşey görmedim..

 

Hoca demiş ki O’na;

-Tuzlu pastırmayı yedin, hiç su içmedin..Düşünsene; nasıl yandın suyun aşkıyla..

Yüreğin tutuştu, gözlerin sudan başkasını görmez, canın sudan başkasını arzulamaz oldu.. Ve rüyanda yandığına ulaştın, yandığını buldun..

 

işte O Resûle varmak, O’nu bulmak için de O’nun aşkıyla öylesine yanacak, öylesine tutuşacaksın ...

 

Hikaye bu kadar.

 

İLHAM;

Sadece uykuda mı?. Çölde susuz kalmışların uyanıkken gördükleri          -serap- sular, çağlayanlar, iç ateşin dışa yansıması ve anlık ta olsa hedefe ulaştırması da aynı şey değil midir?..

 

Ve... O’nu -sallallahu aleyhi ve sellem- canlarından, mallarından, evlatlarından daha çok sevenler, sadece lafta sevmekle kalmayıp,  sünnetini aynen tatbik edenler,

Sürekli O’na -aleyhissalatu ve sellem- ADRES BIRAKANLAR, O’nu -Allahumme salli ala seyyidina Muhammed-  değil uykuda, her anlarında yanıbaşlarında bulmazlar mı?..

 

Bu dünyada böyle, ötede ise;

O, Burada bıraktıkları adreslerle

onları tanımaz mı, kucaklamaz mı  o engin şefkatiyle?....

 

Yani?...

BURDA olsun ORDA olsun ON’A ulaşmak her zaman mümkün;

 

O’NU ANLATMAYA GÜÇ YETER Mİ?..

O, iki cihanın Güneşi, insanlığa rahmet olarak gönderilen, Nebiler Nebisi...

Örnek insan, ahlâk ve fazilet timsali, ÇÖLE inen NURU bütün cihana yayarak, gerçek inkılabı meydana getiren, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellemi anlatmaya güç yeter mi?..

Kalemler O’nu yazabilir mi?..
Denizler mürekkep olsa, O’nu anlatmaya kifayet eder mi?..

“Âlemlere Rahmet diye geldi O,
Aşkı ile gönülleri deldi O,
Cennet bile cemaline âşıktı,
Allah’ın sevdiği bir güzeldi O..” diyen Şâiri’in de gücü yetmez..

Gönlündeki iman balını, aşk peteğine damla damla akıtarak, gözyaşlarını O’nun için sel haline getiren gönül sultanları ile, bütün âşıkların da gücü yetmez..

Gönüller Sultanı Hz. Mevlânâ’nın: “O’nun vasıflarının şerhini, eğer ben devamlı, durmadan söylesem yüzlerce kıyamet geçer de O yine bitmez..” dediği gibi;

“Ben lûtuf kevserinden su bekleyen kuzuyum
Hz. Muhammed’in ayağının tozuyum..” diyebilenlerin de gücü yetmez..

O’nu, O Varlık güzelliğini, Allah sevgilisini hakkıyla anlatmak; insan diline nasip olmamıştır..

Bugünün şaşkın insanı; O’nu bilememenin, sünnetine sarılamamanın ve layıkınca sevememenin ızdırabı içinde kıvranıyor..

İnsanlık âlemi ve dünya;
O’nu tanımadıkça,
O’nun izinden gitmedikçe,
O’nun hadis ve sünnetlerine sarılmadıkça selâmete eremez, kurtulamaz..
O’nun lütufla baktığı gönüllerde açan irfan çiçekleri, nuruna pervane olanlar, ruhuyla arşa uçanlar, Risaleti ile gönülleri aydınlananlar müstesna..

O, Cenab-ı Muhammed varlığın birtanesi,
İşte güneş, ay- yıldız; Nurunun pervanesi...
O, Kevser çeşmelerinin mâliki ve ilâhî hitabın mazharı..
O, Varlığın sebebi olan tek Peygamber.. Ahirzaman Peygamberi..
O, Her derdin, dertlinin dermanı.. Her hastalığın ve hastanın gönlüne merhem..

O, “Ki o yüzden varız.” Saadetler alemine, ebediyet mutluluğuna gerçek teslimiyete, Hakk’a giden tek yolun müjdecisi Rahmet Kapısı..

O, Hayat ağacının keremiyle yeşerdiği iki cihan güneşi..

O, Hakta, adalette, merhamette, insanlıkta, yemede, içmede, oturup kalkmada, işte, güçte, devlet başında, vazifede, liderlikte ve hayatın akla gelen her şûbesinde TEK ÖNDER VE TEK İNSAN..

O, İlmin yaptığı tarifle;

“Beşerdir, fakat bütün yartılmışların EN HAYIRLISI VE EN EFDALİDİR”mazhariyetine nail olmuş ÖRNEK İNSAN..

O, Küfür ve vahşet zindanlarında körleşen kalpleri aydınlatan NUR..

O, Güzelliklerde, sevgilerde, ilimlerde, şefkat ve merhametlerde

ÖRNEK ALINACAK TEK İNSAN.. TEK BİR NEFES..

O, Sadece bir istasyon durağı mesafesindeki dünya hayatı için yegâne halâskar, ahirette en büyük şefaatçimiz..

O, Âlemlerin Rabbi’nin EN SEVGİLİSİ..
O, Tek kurtarıcımız..
O, “Âyinedir bu âlem, herşey Hakk ile kâim, Mir’atı Muhammed’den Allah görünür dâim.” Diyen âşıkların muhabbet saltanatı aynası olmuştur..

“O öyle bir insan ki, ondan daha keremlisini yaratmadım ve gökleri yerleri halketmeden O’nun adını kendi ismimle yanyana arş üstüne yazdım.. O’nun ümmeti cennete girmeden, cenneti başka ümmetlere haram kıldım..”

İşte O..

Bizim Peygamberimiz.. Ahmed-i Muhtar Efendimiz..

Balıkların suyu sevdiği gibi, biz de O’nu seviyor muyuz acaba?..

Yaratılmışların en hayırlısı, Peygamber Efendimiz Hazeti Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem için duygularımızı dile geitrdiğimiz şu âciz yazımızda salat ve selam O’na olsun...

Gül vadinde bir diken, aşkınla ve sevginle yanan gönüllerde bir ışık, hakikat elmaslarında küçük bir taş parçası, kapında bir dilenci olabilme pâyesi verirsen razı olurum..

“Sevdim seni ben âleme Rahmet diye sevdim,
Bir benzeri yok, Cenab-ı Ahmed diye sevdim.”

Yalvarışımı kabul eyle!..
Şefaat mumunu yak Ya Resûlullah!..
Yak ki, aciz kalemimi aradan kaldırarak o muma atılayım..Ömür ırmağımı senin saadet havuzuna akıtayım..

Beni kabul eder misin Ya Resûlullah?..

SEN OLMADAN O’NA (CC) VARILIR MI YA RESULLULLAH?..

 

 

Esselâtu vesselâmu aleyke Ya Resûllallah!..

Esselâtu vesselâmu aleyke Ya Habîballah!

Esselâtu vesselâmu aleyke

Ya Seyyidel Evvelîne vel Âhîrîn!..

 

O EN İYİ ASKERDİ..

O EN İYİ KUMANDANDI..

O EN İYİ LİDERDİ..

O EN İYİ DOKTORDU..

O EN İYİ PSİKOLOGTU..

O EN İYİ SOSYOLOGTU..

O EN İYİ ÖĞRETMENDİ..

O EN İYİ TÜCCARDI..

O EN İYİ............

 

O EN İYİ ARKADAŞTI..

O EN İYİ SEVGİLİYDİ..

O EN İYİ DOSTTU..

O EN İYİ EŞTİ..

O EN İYİ BABAYDI..

O EN İYİ...........

 

O EN VEFALIYDI..

O EN TAKVALIYDI..

O EN MÜTEVAZİYDİ..

O EN DOĞRUYDU..

O EN ADALETLİYDİ..

O EN MASUMDU..

O EN DAYANIKLIYDI..

O EN ZEKİYDİ..

O EN ASALETLİYDİ..

O EN HATİPTİ..

O EN EMNİYETLİYDİ..

O EN TESLİMİYETLİYDİ..

O EN ŞEFKATLİYDİ..

O EN CÖMERTTİ..

O BİR BEŞERDİ LAKİN EN HAYIRLISIYDI..

O İLKTİ VE SONDU..

  

SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM...  ONU ANLATMAYA BENİMDE GÜCÜM YETMEZ NE HADDİME........RABBİM BİZLERİ ONA LAYIK ÜMMET KENDİSİNE LAYIK KUL OLANLARDAN EYLESİN.....AMİN

O’NA UYUNUZ..

O’NU ÖRNEK ALINIZ Kİ O,

SİZDE HERGÜN YENİDEN DOĞSUN...

YÜREĞİNİZİ VERİN Kİ O’NA,

YARIN ORADA SİZİNLE OLSUN..

 

.

          Sıcak yaz günlerinde harama bakmaktan sana sığınırım ya Rab...
 
Peygamberler döneminden beri kendisinden Allah’a sığınılan dehşetli bir asırda yaşıyoruz. Günahlardan ve haramlardan yana alabildiğine mücrim, alabildiğine talihsiz, alabildiğine saldırgan bir asır. Eski zamanda günah işlemek isteyen, bizzat kendisi meyleder giderdi. Bu zamanda ise yüzlerce günah yolda, sokakta ve hattâ evimizin içinde, tâ baş köşede, çoğu zaman–san’at gibi, edebiyat gibi, haber gibi—mâsûm bir kılıf içinde kalbimize ve îmânımıza saplanıyor. Günahların her çeşidinin böylesine meşrûlaştırıldığı, böylesine teşvik gördüğü, böylesine umumîleştiği ve böylesine kılıf değiştirdiği bir zaman dilimini tarih göstermiyor. Geçmiş peygamberler (as) döneminde Allah’ın gayretine dokunan ve İlâhî gazapla neticelenen günah ve isyanların hepsini birden günümüzde görmek bizi titretiyor. Ama bu bir vakıa!

Şüphesiz, ahir zamanda yaşıyoruz; haramlarla iç içeyiz; haramlara karşı sipere girmeyi ve takvayı esas almayı muhakkak öğrenmeli ve başarmalıyız. Bu konuda elimizden tutan hadisler vardır. Kısaca göz atalım:

* Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Üç kişi vardır ki, insanlar mahşerin sıcağında hesap verirlerken onlar Allah’ın Arşının gölgesinde sohbet ederler. Bunlar: 1- Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından etkilenmeyen kişi. 2- Kendisine helâl olmayan şeye elini uzatmayan kişi. 3- Allah’ın bakılmasını haram kıldığı şeye bakmayan kişi.”1

* “Şu altı şeyi kabul edin; ben de Cennete girmenize vesile olmayı kabul edeyim: 1- Konuştuğunuz zaman yalan söylemeyin. 2- Söz verdiğiniz zaman sözünüzde durun. 3- Size güvenildiğinde hıyanet etmeyin. 4- Harama karşı gözünüzü yumun. 5- Harama el uzatmayın. 6- İffetinizi koruyun.”2

* “Üç kişi vardır ki, gözleri, Kıyamet Günü Cehennem ateşi görmez: Bunlar: 1- Allah korkusundan ağlayan göz. 2- Allah yolunda nöbet tutan göz. 3- Allah’ın haram kıldığı şeylere bakmaktan sakınan göz.”3

* “Şu üç göz hariç her göz Kıyamet günü ağlayacaktır: Bu gözler: 1- Allah’ın haram kıldığı şeylere bakmaktan çekinen göz. 2- Allah yolunda uykusuz kalan göz. 3- Allah korkusundan bir sinek başı kadar da olsa yaş akıtan göz.”4

* “Benden sonra büyük şehirler fethedeceksiniz. Çarşılarında oturup sohbet edeceksiniz. Bu gerçekleştiği günlerde selâmı alınız. Gözlerinizi haramdan koruyunuz. Gözü görmeyenlere yol gösteriniz. Zulme uğrayanlara yardım ediniz.”5

Üstad Bedîüzzaman Hazretleri diyor ki: Günahlardan ve haramlardan sakınmak takvadır; emir dairesinde hareket etmekse amel-i sâlihtir. Böyle günahların ve haramların hücum ettiği bir zamanda az bir amel-i sâlih çok hükmündedir. Esasen, takva içinde de bir nev'î amel-i sâlih vardır. “Çünkü bir haramın terki vaciptir; bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var.”6

Üstad Bedîüzzaman’a göre, böyle binlerce günahın hücuma geçtiği zamanlarda, az bir amel ile, yalnızca sakınmakla, sadece haramdan uzak durmayı kast etmek ve nazarı haramdan çevirmekle, yalnızca haramlara yüz vermemekle, meselâ; Yûsuf Aleyhisselâmın ifâdesiyle “maâzallâh!”–yani, günah işlemekten Allah’a sığınırım!—demekle7–ki, cezbeden günah Yusuf Aleyhisselâma da hücum etmişti ve Yusuf Aleyhisselâm yalnızca Allah’a sığınarak kurtulmuştu—binlerce günah ve haramdan yüz çevirmek, binlerce “vacip” işlemekle eş değer, Allah katında makbule şayan görülmektedir. Sadece niyetle, takva namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla harama bakmamak ve uzak durmak, menfî ibadet anlamında ehemmiyetli bir “Salih Amel” hüviyetindedir. Ve bu zamanda hücum eden yüzer günaha karşı “takva ile” ve sakınma niyetiyle hareket etmekle, yüzer amel-i salih işlenmiş olmaktadır. Bu büyük feyiz ve rahmet musluğundan manevî olarak istifade etmek, doğrusu milyonlarca günahı terk etmeye değer!

Harama bakmanın, kalbinizde rahatsızlık meydana getirmesi bir hidayet hâlidir. Bunun için Allah’a şükretmeli ve bizi haramlardan koruması için duâ etmeliyiz.

.

 
 
SELAMÜN ALEYKÜM
 
 
HOŞGELDİNİZ
 
 
!   
 

ELLER VAR Eller var.
Karıştırıcıdır. Her şeyi karıştırır. Münasebetsiz ellerdir bu eller. Olur olmaz yere sokulur. Girmemesi gereken yerlere girer. Karıştırıcı eller, pislikten kurtulmaz. Çünkü karıştırma aşkı her şeyi kapsadığı için, bunlar arasına pislik de girer. Bu tür eller bulaştığı pisliğin faturasını kendi karıştırıcılığına kesmez. "Oralarda ne arıyordun?" diyene, "Öyle her şeyi ve her yeri karıştırırsan, boyuna kadar necasete batarsın" diyene söyleyecek bir sözü yoktur.

Eller var.
Düzenleyici ve düzelticidir. Çapak gördüğü göze yumruk olmaz. Kimseye hissettirmeden, bir ana şefkatiyle o çapağı alır. Yüzün ve gözün güzelliğini çapağa feda etmez. Değdiğini bozmaz, düzeltir. Düzelteceğim diye "düz" hatta "dümdüz" etmez. Çünkü bu eller, amuda kalkıp da dünyayı düzeltme iddiasına soyunan "ters"lerin elleri değildir.

Eller var.
Hiçbir taşın altına girmeye yanaşmaz. Nice taşlar, kayalar, dağlar kaldırılır. O pamuk eller arazi olmuş, ortalardan tüymüştür. Ara ki bulasın. Israrla o elleri arar gözleriniz, ama yok. Sıkıntıya gelemez pamuk eller. Fakat dağlar gibi taşları taşımaktan yorgun ve bitap düştüğü için ayağı sürçenleri, tökezleyenleri görmeye görsün bu eller. Hemen ovuşturma vaziyetine girerler. Utanmadan yakasına sarılır, tokatlamaya yeltenirler. Utanmaz eller. Taşın altına sokmaya gelince toz olan bu eller, yakaya sarılmaya gelince aslanpençesi kesilir. Kırılası eller o eller.

Eller var.
Pamuk değil, nasır tutmuştur. Neden olacak? Elbet, her yarım kalmış yükün altına girdiği için. Her hayırlı teşebbüsün ucundan tuttuğu için. Her yükü ağıra el atığı için. Her yolda kalmışın kolundan tutup kaldırdığı için. Her dermanı tükenmişe derman kattığı için. Öpülesi eller o eller.

Eller var.
Vuracağı yeri bilmez, duracağı yeri bilmez. Kabarmış bir koltuğun elleridir bunlar. Sürekli tokat halinde gezer. Hiçbir şey bulamazsa, havayı tokatlar, suya yumruk atar. El ele vermişler zincirine girip, diğer ellerle birleşmez bu eller. Aksine birleşmiş elleri çözüp ayırır, kırıp koparır. Kırıp koparacağı başkalarının eli tükenirse, bu kez kendi ikizine yönelir, onu kırar, ona vurur.

Eller var.
Vuracağı yeri de bilir, duracağı yeri de. Dostu da tanır, düşmanı da. Yalnız dosta değil, düşmana bile rahmettir o eller. Yara sarar, ayıp örter. Bir ananın elleri gibi, okşayacak yetim, yaşını silecek öksüz, sıvazlayacak kırık yürek arar. Yıkılmışları yapar, dağılmışları toplar, yarımı tamamlar, tamamı kucaklar, ayrılanı birleştirir, birleşeni sıklaştırır.

Eller var.
Her önüne gelenden bir şeyler ister. Hiç işe girişmez, hep beleşe girişir. Sürekli istemek için açılır. Almaya bayılır, vermekten nefret eder. Bu ellerin bildiği tek dua "Rabbena hep bana"dır. Böyle elleri bin kez de doldursanız, bin birinciyi ister. Hapsini de kendi cebine boşaltır. Başka elleri de görmek gibi bir derdi yoktur. Bencil eller bu eller.

Eller var.
Hep almaz, ama hep verir. İddialı değildir, fakat kararlıdır. O elleri herkes ortalarda görmez. Muhatabının gözüne sokulmaz. Alkışı hak edeni alkışlamaktan çekinmez, fakat kendisi alkış istemez. Verirken görünmemek için köşe bucak saklanır. O eller, bir Allah'tan ister, başkasından istemektense taş kesilmeyi tercih eder. Fedakâr eller o eller.

Eller var.
Sürekli bedduaya durur. Bedduaya duran, suizanna ayarlı, kara yüreklere bağlı eller bunlar. Armudun sapı der, beddua eder. Üzümün çöpü der, beddua eder. Kusursuz kadı kızı arar, fakat kendisi pür-taksirdir. Herkese beddua için açılan bu uğursuz eller, herkesin ellerinin kendisi için duaya kalkmasını bekler. Bunu bulamadığında da yumruk olur, sağa sola saldırır. Haddini bilmez, kadir bilmez eller.

Eller var.
Sürekli duaya durur. Peygamberlerin ellerinden bir hisse kapmıştır. Dostlarına değil sade, düşmanlarına bile duaya durur. Sevdiği güllerin dikenleri tarafından kanatılınca, gülü kökünden sökmeye kalkışmak gibi bir cinayet işlemez bu eller. Aksine, gülünü sevdiği için, kendini kanatsa da, dikenini de sever. İçinde hayır olan bir yüreğe bağlı eller bunlar. İçinde umut ve sevgi olan bir yüreğe bağlı eller…
Ellerinize bakın, kendinizi tanıyın! Zira onlar, sizin aynanızdır.
Allah'ım! Ellerimizi bırakma!

MUSTAFA İSLAMOĞLU

 
 

 

 

.

 
 
 

 

img106/9408/hereyeramenyoladevam4wn.gif 

 
 
 
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
 
Medeniyet dediğin açmaksa bedeni ,desene yamyam senden daha Medeni...    
  M.Akif Ersoy...
 
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
 
 

 

 Ziyaret ettiğiniz için tşkler.

Sizlerde bişeyler karalarsanız sevinirim Göz kırpma Allah'a emanet olun Saygılarımla... Çekici

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
 
 
Ayrılığın soyadı unutulmaktır
Sevgilim!
Sakın bana / gitmekten / ayrılıktan söz etme
Dayanamam / yokluğunda dökülür yapraklarım.
Kopmaktır o yaşamdan / düşen bir yaprak gibi
Karanlıkta ışıksız / yapayalnız kalmaktır.
Uzayda tek başına / sönmüş gezegene eş,
Amaçsız / beklentisiz / boşuna yaşamaktır.

Sevgilim!
Ayrılığı asla hafife alma,
Hoyrattır aşka karşı / ihanete kucaktır.
Ayrılık / hasretin en yalın hali,
Özlemlerin / yüklemlerin öznesi,
Ayrılık deyip de geçme sevgili!
Önadı “ayrılık” olsa da onun
Ne yazık! Soyadı “unutulmak” tır.
 
 
  

 
  
22 hours ago

Green.gif Green image by colindavb

 

 

Bu gecemi sana ağlamak için ayırdım..
İçimden değil bu sefer..
Bağıra bağıra..
Kalbimi acıta acıta !
Bu gecemi gözlerine bakmak için ayırdım..
Artık çok uzaklarda olsalarda..
Tam yüreğimdesin yine..
Ben yine korkuyorum senin bu yokluğunda..
Ses ver !
Öyle özledim..
Öyle muhtacım ki şimdi ellerine..
Tam şimdi..
Şu anda..
Bu özlemde..
Bu acıyla..
Yanımda olmaydın..
Erkendi daha..
Çok erkendi..
Beni bırakman için çok küçüktüm daha..
Sen tam şimdi..
Şu anda..
Bu acıyla..
Bu özlemle..
Yanımda olmalıydın..
Yüreğimde olduğun kadar en az !
Ben bu akşam Dünyamda ki yokluğuna..
Yüreğimdeki varlığına ağlıyorum....
Bu gecemi sana ağlamak için ayırdım..
İçimden değil bu sefer..
Bağıra bağıra..
Kalbimi acıta acıta !
Ben bu akşam Dünyamda ki yokluğuna..
Yüreğimde ki varlığına ağlıyorum...
Mehmet cem DOĞULU 
June 17


Her kadının delikanlı bir sevgilisi yoktur!
Çocukluktan başlar sen kızsın dırdırları, sen kızsın sağına soluna dikkat etmek zorundasın. Sen kızsın geleceğin kadını olacaksın geleceğin annesi olacaksın, namus belasına sahip çıkmalısın eteğine.

Erkeğin elinin kiridir yıkar geçer, kadının eteğinin lekesidir ön yıkama bile yapsan yinede çıkaramazsın o lekeyi.

Genç kız olursun dırdır faslı yine peşindedir saçıldın serpildin bak güzelleştinde daha da dikkatli olmak zorundasın düz yolda yamuk yürümemelisin.

Kadın olursun dahada ağırlaşır yükün evli bir kadınsın artık gözler sürekli üzerindedir. Oturuşuna, kalkışına, konuşmana, bakışına herşeyine ölçü koymak zorundasın. Bir kere Telli düdük oldunmu paçanı sıyıramazsın aman dikkat et kendine düşme alemin diline!

Neden zordur kadın olmak, neden bu kadar pahalıdır? En ufak bir hareketinde en ağır sözlerle bozuk para gibi harcanan kadınlığın yükünü taşımak neden pahalıdır peki?

Kadın her zaman kadın gibi olmak zorundadır..

Kadın mutfakta aşçı gibi..

Kadın yatakta fahişe gibi..

Kadın sokakta hanım gibi

Olmak zorundadır..

Bu kadarda değil.

Kadın her zaman bakımlı her zaman manken gibi olmalıdır..

Neden?

Erkekler için kadın her zaman hazır ol vaziyette olmalıdır.

Erkek sağa sola kaçmasın diye, erkek başkasına bakmasın diye kadın her daim cilalı fiyakalı olmak zorundadır..

Aslında zorunda da değildir! zorunda bırakılmıştır..

Neden erkekler kelleşirken, göbekleri saksı çiçeklerine balkon edasında ortalıkta sefa sürerken neden herşeyin bedeli kadına ödetilir ki! Neden erkekler hep terzi görevindeyken kadın kesilip biçilen kumaş görevini görür..

Evet devir değişti eee tabi kadınlarda değişti..

Gidene bay bay gelene hay hay diyorlar bir süre sonra gelenin gidenden bi farkıda kalmıyor.

Büyük bir aşkla evlenen evlilik sözleri veren erkekler karıları iki doğum sonrası salaş meyhaneye döndükleri için tavernalara koşuyorlar. Masada mevsim salatası yerine çıtır çerezlere sulanıyorlar. Evdeki hatunun son kullanma tarihi geçmişte bu erkeğin imalat tarihine ne olmuş? yoksa kendisi hala filinta gibi bir delikanlı mıdır?

Hiçbiri değildir aslında hatun kadardır kendiside...

Aradaki farka fark atan tek şey erkek olmasıdır..

Erkek adam yapar kadın yapamaz hele bi denemeye kalk istersen, sen kadınsın koluna taktımı yakışacaksın duvara çarptımı yapışacaksın. Haddini bil kadın.

Çakarsa otutturur eee errrrkeeek bu errrkek..

Her erkeğin her yaşta bir sevgilisi vardır

Ama her kadının delikanlı bir sevgilisi yoktur!
June 12


Kalbimde  açıyan bir yara gibisin
İnceden  bir  sızı  gibi
Yavaş  yavaş  sızan
Kan  gibisin

Sen varya
Son ana  sakladığım 
NEFESİMSİN


.........
Benim  açılarımı  unutturan
Bir  umut gibisin

......
Varsın  olsun
Benim  olma  ama

Seni  hissetmeliyim
Sen benim heyacanım
Saklı bahçemin
YABAN ÇİCEĞİSİN

June 12

BAĞLANMAYACAKSIN Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni,Senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak."O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

 

C A N Y Ü C E L

June 3

Sevdamın üstüne kumarlar oynadın.
Yalandı tüm sözlerin,
Ama yalanına doymadım.
Hep kandım.
Kandım,
Sandın!
Yüreğimin üstüne açtığın bahislerde,
Sırf sen kazan ve gülümse diye yenildim sevdana.
Şimdi farkediyorum

Sen mutlu ol diye kendime verdiğim zararı...
Biliyorum ki
Senin yüzünden ben böyle acı çekerken,
Senin mutluluğun mutlu etmiyor beni...
İlk defa kaybedeceğini düşünmüyorum
Ve gömüyorum
Üstüne kumarlar oynadığın sevdamı...
Sense aşkta beni kaybediyorsun.
Kumarda da sevdamı kaybettiğin gibi...
KEYİFLİ AKŞAMLARINIZ OLSUN EFENDİM
HÜZNÜMÜN MAVİSİ
 
June 2
May 21
karamelekwrote:

 

 

 

 

Birbirlerini görmeden seven dostlar
varmışş...

Öyle çok severlermişki birbirlerini ne
kadar mesafe varsa aralarında o kadar da
sıkısıkıya
bağlıymış bu dostlar..

Görünmeyen,hissedilen beyaz
ışıktan
yapılmış
bağlılık senfonisinin
dinletisinde,
Yaradanın armağanı olarak
Melekler, canlıların yüreklerine
üfleyivermiş doğduklarında...


Sevgi bağlarıyla bağlı,
birbirlerine yansıttıkları
ışık hüzmeleriyle süzülen
halatları varmış...

Ruhlarının
sıkısıkıya
sarıldığı
düşmesinler, kopmasınlar diye
birbirlerinden....

Dünya pislendikçe gerilir, sinirlenir
yakıp,yağıp,esip yerle bir
olup kıyametle uzaklaşmak
istermiş evrenin sonsuzluğunda...

Uzaklaştıkça bütün canlılar
birbirlerinin gölgelerinden görünmeyen
kirlerinden...

Daha da uzarmış mesafeler ve
mesafelerden uzak kalan yürekler...

Uzaklık ne kadar kilometrelerce
uzaklaşsada kendi halinden..
Halatlar ne kadar gerilsede, kuş
uçuşuyla yükselsede gökyüzüne, bir
balık dalışıyla ne kadar
derinine de inilse denizin..

Canları acırmış
canların, gerilince halatlar
birbirlerinden...
Görünmeyen hüzünler, yakarmış
ciğerleri...

Bazen nefessiz ölümler beklermiş..
Her gerilişin köşebaşında
sinsi, puslu o bilinmez yollarında...

Halatlar gerildikçe acır,kan
sızarmış yüreklerden...

Çıkan sesler hüznün nefesiyle
daralır
kırmızıya,griye,karaya
boyanırmış düşler..

Ama asla kopmazmış......

Düşler güçlenir,gülüşlenir,Yepyeni
bir beyaz sayfa
açılırmış, halatın
çatırdayan ortasından...

Ve......

Bembeyaz Düşler
Güneşlenirmiş....

Birbirlerini seven insanların kalpleri
arasında,gözle görülmeyen ipler
olurmuş; insanlar uzaklaştıkça
ipler gerilir insanın canını
acıtırmış ama asla
kopmazmış.....

 

Saglicakla kal...

 

Apr. 28

____$$____$s_______$_____$______________$_____________
________$$$___$$______$$___$$____$________$$____s________
_$$_____$$$$___$$$___$$$__$$$____$_______$$$___$$________
__$$$____$$$$$__$$$_$$$$_$$$$$__$$__$___$$$___$$_____$°__
___$$$$___$$$$$_$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$__$$$$_$$$____$$$___
____$$$$$__$$$$$$$$______________$$$$$$$$$_$$$___$$$$____
ss$$$$$$$$$$$$$______________________$$$$$$$$$$$$$$______
______s$$$$$$__________________________$$$$$$$$$_________
_s$$$$$$$$$_______s$$s________s$$s_______$$$$$$$$sss______
_____°$$$$_______$°__°$______$°__°$_______$$$$$$__________
,ss$$$$$$$_________________________________$$$$$$$$$ss,____
____$$$$$________________s________________$$$$$$$$$$$$$sss
__ss$$$$$$________________________________$$$$$ss_________
ss$__$$$$$$_________s__________s_________$$$$$__$ss_______
___s$$$$$$$$________$$_______$$_________$$$$$$$____ss_____
____$$$$$$$$$$_______°$$$$$$$°________$$$$$$__$$__________
__$$$$__$$$$$$$$____________________$$$$$__$$$___$$_______
_$$$___$$$__$$$$$$$$___________$$$$$$$$$$$___$$$__________
$$___$$$___$$$$_$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$___$$$$___$$s________
___$$_____$$$°__$$$_$$$$_$$$$$°__$$_$$$___$$$$___$s_______
_s$______$$°____$$___$$___$$$$___°$__°$$_____$$s___°_______
_________$______$____$____°$$_________$°______°$__________
HAYIRLI HAFTALAR YÜZÜNÜZDEN GÜLÜCÜKLER HİÇ EKSİK OLMASIN....

 

Apr. 19